"Bazı hayatlar, sadece yaşanmak için değil, uğruna ölmek için seçilen bir yemindir."
I. YEMİNLİ BİR YÜREK: KİMLİĞİ VE İDEALİ
Şanlıurfa’nın Birecik ilçesinde, 10 Mayıs 1979 tarihini kana boyayan o karanlık günde, 29 yıllık kısa ömrüne koca bir destan sığdırmış bir yiğit yatıyordu: Türk Milliyetçisi Ülkücü Şehit Mehmet Alpay.
Henüz hayatının baharında, yeni evliliğin getirdiği kişisel mutluluktan bile feragat ederek, kendini milletinin geleceğine adamış nadir ruhlardandı. O, sıradan bir meslek erbabı değildi; öğretmenlik mesleğini, genç nesillere milli şuur aşılamak için bir sancak olarak taşıyordu.
II. ADANMIŞLIĞIN ESERİ VE MÜCADELE YILLARI
Mehmet Alpay’ın hayatı, sadece derslik duvarları arasına sığmayacak kadar büyüktü. O, ülkücü hareketin eğitim cephesindeki en sağlam temel taşlarından biriydi. ÜLKÜ-BİR (Ülkücü Öğretmenler Derneği) kurucuları arasında yer alarak, fikri mücadelenin ateşini yaktı.
Yetinmedi; 10 Temmuz Spor Kulübü’nü kurarak, vatan evlatlarını sokakların zehrinden ve ideolojik çatışmaların girdabından kurtarmayı, onları milli değerler etrafında toplamayı kendine şeref bildi. O, gençliğin yarına umutla yürümesi için canla başla çalışan bir dava lideriydi.
III. O KARARLI SABAH VE SON YÜRÜYÜŞ
Takvimler 10 Mayıs 1979’u gösteriyordu. Ülkenin üzerine kara bulutların çöktüğü, hain pusuların kol gezdiği bir dönemde, Mehmet Öğretmen her sabah olduğu gibi, görev kutsiyetine inanarak evinden çıktı. O adımlar, sadece okula atılmış adımlar değil, milliyetçilik davasına adanmışlığın somutlaşmış haliydi.
Birecik Cuma Pazarı’nın olduğu mevkide, hedefi olan okulun ışığını görmesine sadece 70-80 metre kalmıştı. Görev yerine, aydınlık yarınların beşiğine bu kadar yaklaşmışken, karanlık bir gölge onu takip ediyordu.
IV. ŞEHADET ANITI: GÖREV YERİNE YETMİŞ METRE KALA
O, eğitim yuvasına yürürken; kin, nefret ve ideolojik körlükle donanmış devrimci solcu-komünist militanlar, en hain pusuyu kurmuşlardı. Kalem tutan ellere kurşun sıkmak için, vatan sevgisi aşılayan bir yüreği susturmak için harekete geçtiler.
Mehmet Alpay, görev yaptığı okula, yetiştirdiği gençlere sadece yetmiş seksen metre kala, silahlı saldırıya uğradı. O, son nefesini, millete hizmet etme vazifesinin hemen yanı başında verdi. Bu genç kahraman, ne bir çatışmada ne de bir meydan savaşında düştü; o, sadece öğretmenlik vazifesini yerine getirmek için yürürken, hainliğin en alçakça saldırısıyla şehit edildi. Onun kanı, Birecik topraklarına dökülürken, 29 yıllık ömrü, Türk milliyetçiliğinin ölümsüzlük mührü oldu.
"Öğretmen, bir gençliğe yol göstermek için can verdi. 10 Mayıs 1979, sadece bir şehadet tarihi değil, bir millete ödenen borcun tescilidir."