"Bazı insanlar, sadece yaşamak için değil, uğruna ölünecek bir inancı geleceğe taşımak için doğar. Bekir Şen, ömrünü bir adanmışlığın nişanesi kıldı."
MİRAS VE YÜKSELEN SES
Trabzon’un kadim toprağı Arsin’de yanan bir meşaleydi o. Karadeniz’in hırçın ruhunu, İstanbul’un çetin mücadelesine taşıyan bir genç adam: Ülkücü Şehit Bekir ŞEN. 1979 yılının o karanlık günleri başlamadan önce, o sadece bir öğrenciydi. Ancak sırtında taşıdığı vicdan, onu milletin geleceği için savaşan bir nefer yapmıştı.
ADANMIŞLIK VE ALIN YAZISI
İdadi ve mesleki eğitiminin en son basamağında, İDMM’de okuyordu. Eğitimi, millete hizmet aşkıyla yoğrulmuştu. Hayatının baharındaydı; yeni nişanlanmıştı. Gönlünde hem vatan sevdası hem de yuva kurmanın umudu vardı. Fakat bu umut, düşmanın hedef tahtasına dönüşmüştü. Okulun bahçesi dahi, onun için bir savaş alanıydı; devrimci eller, onun sadece eğitimini değil, geleceğini de engellemeye yemin etmişti. Daha önce de saldırıya uğramış, tehditlere boyun eğmemişti. O, geri adım atmayan, inancını onurla taşıyan bir kahramandı.
SON YÜRÜYÜŞ: 09 MAYIS 1979
Takvimler 09 Mayıs 1979’u gösterdiğinde, İstanbul Yenimahalle / Küçükköy’de, adımlarını evine doğru atıyordu. Sıradan bir akşamüstü olmalıydı, lakin kader, o anı bir destanın başlangıcı olarak mühürlemişti. Caddede yürürken, vatanın birliğine kast eden, kalbi kinle dolu üç karanlık siluet yanına yaklaştı. Üç hain, tek bir ülkücünün kararlılığını söndürmeye gelmişti.
GÖĞÜS GEREN KAHRAMANLIK
O yiğit, boyun eğmek yerine dimdik durmayı seçti. Üç hainin karşısına tek başına, yüreğiyle ve imanıyla dikildi. Geri çekilmedi, yolunu değiştirmeyi reddetti. Bekir Şen, omuz omuza çarpışabileceği bir ülküdaşının yokluğunda dahi, onurunu tek başına savunmaya karar verdi ve dövüşmeye başladı.
Bu bir çatışmadan öte, bir onur savaşıydı. O, üç kişiyle bile olsa adaletin ve hakkın galip geleceği inancıyla yumruklarını konuşturdu. Ancak üç komünist militan, er meydanında Bekir Şen’in azmi karşısında aciz kaldıklarını, bilek gücüyle onu alt edemeyeceklerini dehşetle anladı. Korkaklığın ve ihanetin son sığınağına sarıldılar. Mücadele edemeyeceklerini anlayan o alçaklar, cana kasteden silahlarını ateşlediler.
EBEDİ ŞEHADET
O an, Bekir Şen sadece kurşunları değil, milletine duyduğu sonsuz aşkı da göğsünde taşıdı. Aldığı kurşun yaraları, hayatına son verse de, adanmışlığına ebedi bir mühür vurdu. O gün, Yenimahalle’nin o caddesi, bir öğrencinin, bir nişanlının, bir ülkü neferinin kanıyla sulandı. Bekir Şen düştü, ama düşüşü, geleceğe uzanan bir kararlılık mirası bıraktı. O, vatanı için bedel ödemekten çekinmeyenlerin kutlu sancağı oldu.
"Yiğitlik, sayıya bakmadan göğüs germektir. Bekir Şen’in son nefesi, bu milletin geleceğine atılan en sağlam, en onurlu adımdır. O, yürüdüğü yolda canını verdi; lakin inancını asla düşmana teslim etmedi."