"BAZI HAYATLAR SADECE YAŞANMAZ; ONLAR, BİR MİLLETİN VİCDANINA YAZILMIŞ, EBEDİYET YOLCULUĞUNA ÇIKAN KUTSAL BİRER ANDAÇTIR."
KÖKLERDEN YÜKSELEN SES
Bu destan, toprakla yoğrulmuş, ilimle bilenmiş bir yiğidin; Ülkücü Şehit Mehmet Bilir’in hikâyesidir. O, ismini, yurdun en derin ve kadim noktalarından, Kahramanmaraş’ın Andırın ilçesinin Gökahmetli Köyü’nden almıştı. Anadolu’nun zorlu coğrafyasında filizlenen o karakter, vatanına olan borcunu ilim ve irfanla ödemeye ant içmişti.
AİLE OCAĞI VE ADANMIŞLIĞIN MESLEĞİ
Mehmet Bilir, sadece bir fikir adamı değil, aynı zamanda hayatın en temel direği olan aile kavramının da sarsılmaz bir bekçisiydi. Henüz 35 yaşındayken, yuvasını kurmuş, dört fidan büyütüyordu. Evlatlarının geleceği ve milletinin istikbali için sorumluluk omuzlarında bir dağ gibi duruyordu.
O, elinde silah yerine tebeşir tutan bir neferdi. İlk olarak Diyarbakır ili Ergani Eğitim Enstitüsü’nde genç zihinlere ışık tuttu, en çetin bölgelerde dahi milli şuuru yeşertme gayretine girdi. Ardından kader onu Adana’ya, bir başka mücadele sahasına, Adana İmam Hatip Lisesi’ne taşıdı. Adana Sinan Paşa mahallesinde ikamet ediyor, her anını ideallerine adayan ÜLKÜ-BİR camiasının cesur bir mensubu olarak biliniyordu. O’nun için öğretmenlik, sadece bir meslek değil, memleketin kurtuluşu için atılan her adımın başıydı.
GÖLGENİN İÇİNDEKİ SON CUMA
Takvimler 9 Mayıs 1980 Cuma sabahını gösterdiğinde, hava soğuktu ama Mehmet Bilir’in kalbindeki iman sıcaktı. Ülkenin karanlık ve hain pusularla çevrili olduğu o kritik dönemde, Adana sokakları dahi zulmün tehdidi altındaydı. Mehmet Bilir, o sabah okula gitme kararını verirken, aslında sadece mesleğini değil, temsil ettiği bütün değerleri savunmak üzere yola çıkıyordu.
Biliyordu ki, devrimci solcu ve komünistlerin kurduğu gölge, sadece binaların üzerinde değil, inançlı insanların hayatları üzerindeydi. Buna rağmen geri adım atmadı. Bir öğretmen, görevinin başına geçmekten asla çekinmezdi.
EBEDİYETE ATILAN SON ADIM
Kader anı geldiğinde, Mehmet Bilir her zamanki gibi arabasına binmek üzereydi. O an, karanlık ve sinsice planlanmış bir pusu devreye girdi. Devrimin ve ideolojinin düşmanları, bir öğretmenin bilgeliğinden, bir babanın dürüstlüğünden korkmuşlardı. Silahlarını, ilim yuvalarını aydınlatan bu büyük yüreğe doğrulttular.
Arabasına doğru attığı o son adım, bir geri çekilme değil, aksine hayatı pahasına ileriye doğru atılmış en onurlu adımdı. Alçak katiller, o kahraman ülküdaşımızı kurşun yağmuruna tutarak şehit ettiler. Mehmet Bilir’in kanı, adalet ve milli bütünlük uğruna dökülmüş kutsal bir mühür oldu. O an, sadece bir can teslim edilmedi; 35 yıllık bir fedakârlık, 9 Mayıs 1980 tarihinde Adana topraklarına bir destan olarak kazındı.
"O, ÖĞRETMENDİ, BABAYDI, ÜLKÜCÜYDÜ. DÖRT ÇOCUĞUN BIRAKILAN GÖZYAŞINDA VE MİLLETİN ASİL VİCDANINDA, MEHMET BİLİR ARTIK SÖNMEZ BİR HAKİKAT VE TÜKENMEZ BİR CESARET ABİDESİDİR."