"Bazı insanlar sadece yaşamaz, onlar bir meşale olur. Ve o meşale, en karanlık gecede bile sönmez, sadece gökyüzüne taşınır."
I. KAHRAMANMARAŞ’TAN YÜKSELEN SES VE 'KOCA BEKİR'İN ADANMIŞLIĞI
Tarih 08 Mayıs 1979’u gösterdiğinde, bu vatan coğrafyası sarsıcı bir vedaya hazırlanıyordu. Kahramanmaraş’ın destansı ruhunu taşıyan, ancak hayat yolculuğuna ailesinin göç ettiği Kastamonu’da devam eden bir yiğit vardı: Bekir Yücel. Henüz 33 yaşındaydı. Hayatının en verimli çağında, Kastamonu’da tamamladığı ilk, orta ve lise eğitimlerinin ardından ilim ve irfan yolunu seçmişti. Bursa Eğitim Enstitüsü’nden mezun olarak kutsal bir mesleğe, öğretmenliğe adım atmıştı. O, sadece sınıfta ders veren bir memur değil, davaya adanmış bir fikrin neferiydi. ÜLKÜ-BİR’in (Ülkücü Öğretmenler Derneği) gururlu bir üyesiydi ve duruşuyla, bilgeliğiyle çevresindekiler tarafından 'Koca Bekir' namıyla anılırdı. Bu isim, onun sadece fiziksel bir heybetini değil, aynı zamanda düşüncelerinin derinliğini ve sarsılmaz karakterini de anlatıyordu.
II. BİR ÖĞRETMENİN SON DERS ZİLİ
Bekir Yücel’in görev yaptığı yer, Bursa Çınarlı Lisesi’ydi. O, sadece genç beyinleri aydınlatmakla kalmıyor, aynı zamanda memleketinin geleceği için çetin bir mücadele veriyordu. Evinde ise yüreğini ısıtan, onu hayata daha sıkı bağlayan bir mucize bekliyordu: Henüz beş aylık kundakta biricik kızı. Baba olmanın ve vatan sevgisinin yükünü omuzlarında taşıyan Bekir Öğretmen, tüm zorluklara rağmen dimdik ayakta duruyordu. Ancak, 1979 yılının o karmaşık ve fırtınalı günleri, ideal sahibi her vatan evladı için bir tehdit çemberi örüyordu. O, tehlikenin farkındaydı, ancak öğretmenlik onurundan ve davasının dürüstlüğünden asla taviz vermedi. Her gün olduğu gibi, ilmin ışığını taşıdığı lisedeki görevini tamamladı.
III. KARANLIK AKŞAM VE SON YOLCULUK
08 Mayıs 1979, akşamüzeri saatlerdi. Okulun koridorlarında son dersin yankısı sönmüş, Bekir Yücel, görev yaptığı liseden bir ülküdaşı ve mesai arkadaşıyla birlikte ayrılmıştı. Rutin bir vedalaşma, sıradan bir çıkış... Arabalarına bindiler ve Bursa sokaklarında evlerine doğru ilerlemeye başladılar. O an, Bekir Öğretmen’in hayatındaki son adımlar olacaktı. Çünkü o karanlık dönemde, fikrin karşısına kurşunla çıkmayı seçenler, pusuda bekliyordu. Devrimci solcu-komünist militanlar, bir öğretmenin, bir babanın ve bir ülkü erinin hayatına kastetmek üzere hazırlık yapmışlardı.
IV. ŞEHADET ANININ KORKUSUZLUĞU
Bekir Yücel’in içinde bulunduğu araç, hain bir pusunun hedefi oldu. Silahlar çekildi, kurşunlar havayı deldi. O an, devrin en korkak ve en alçak eylemlerinden biri sahneleniyordu: Fikre karşı kalleşçe bir silahlı saldırı. Kurşunlar Bekir Yücel’i bulduğunda, 33 yıllık onurlu bir hayat, vatanın bekası uğruna feda edilmişti. Öğretmenler Derneği’nin üyeliği, Çınarlı Lisesi’nin koridorları, Kahramanmaraş’ın mirası ve 5 aylık kızının geleceği; hepsi o karanlık saldırının hedefindeydi. Ancak ‘Koca Bekir’in düşüşü, yenilgi değildi. O, son nefesinde bile ülkücü duruşunu koruyarak, hainlerin karşısında bir direniş abidesi gibi yükseldi. Bursa’nın akşamında, bir babanın ve bir öğretmenin şehadetiyle, ideallerin ateşi yeniden harlanmış oldu. O karanlık günde Bekir Yücel susturuldu, ama geride bıraktığı asil miras, Kastamonu’dan Bursa’ya, tüm ülkücü camiaya bir yemin olarak yayıldı.
"Fikirleri kurşunla susturmak isteyenler bilmeli ki, bir kahramanın dökülen her damla kanı, yeni nesiller için sarsılmaz bir inanç kaynağıdır."