"YİRMİSİNDE BİR NEFERDİ O. GÖREVİ, İDEALLERİNİ YÜREĞİNDE TAŞIMAKTI. ANCAK SON GÖREVİ, ŞEHADETİYLE BİR DESTAN YAZMAK OLDU."
ASİL KİMLİĞİ VE YUVADAN UÇUŞ
Tokat’ın derin ve köklü ruhunu taşıyan bir neferdi o: Bekir Koç. Adanmışlığın ve millet sevgisinin sarsılmaz timsali, bir Ülkücü Şehit. Ailesinin Tokat’tan Ankara’ya uzanan göç yolu, onun kaderini başkentin fırtınalı sokaklarına bağladı. Akdere-Karşıyaka mahallesinde, mücadelenin tam ortasında bir sığınakta yaşıyordu; gönlünde taşıdığı iman, dört yanı sarıp sarmalayan karanlık ideolojilere karşı en güçlü kalkanıydı.
YİRMİ YAŞIN ADANMIŞLIĞI
Yalnızca yirmi kışı devirmişti. Hayatının baharında, liseyi yeni bitirmişti ama idealizmi bir profesörün bilgeliğini, cesareti ise en tecrübeli askerin duruşunu taşıyordu. O, eli nasırlı, alın teri kutsal bir emekçiydi; özel bir firmada işçi olarak çalışıyordu. Bekir Koç’un yaşamı, ideolojinin sadece sözden ibaret olmadığını, her sabah işe giderek ekmeğini kazanan ve davasından asla taviz vermeyen bir kahramanlık eylemi olduğunu kanıtlıyordu. O, sadece bir meslek sahibi değil, inançlarının üzerine kurulu bir milletin geleceği için çalışan sessiz bir kurucu neferdi.
SON SABAHIN KARARLILIĞI
Takvimler 08 Mayıs 1980 Perşembe sabahını gösteriyordu. Ankara, bir kez daha ideolojik çatışmaların soğuk nefesini içine çekiyordu. Her zamanki gibi, işine gitmek için yola çıktı. Ticaret Odası İlkokulu’nun önündeki o durak, onun için sıradan bir bekleme noktasıydı; ancak bu kez, o durak, ebediyete uzanan köprünün başlangıcı olacaktı. Bekir Koç, sadece işine gitmeyi bekleyen bir işçiydi; oysa düşman, onun sadece bir ülkücü olduğu için hayatına kastetmişti.
HAİN PUSU VE EBEDİ YÜKSELİŞ
O gün, dürüstlüğün ve emeğin timsali, alçaklığın en şiddetli saldırısıyla karşılaştı. Gözleri kinle bürünmüş dört Devrimci solcu-komünist militan, karanlık bir pusu kurmuştu. Dört kişi, bir adanmış ruha karşı. Bu, bir çatışma değil, bir infazdı. Kahramanımız savunmasızdı; ancak ruhu asla teslim olmadı. Hain katiller, Bekir Koç’u kurşun yağmuruna tutarak susturmaya çalıştılar. Oysa bilemediler ki, kurşunlar sadece bedeni delebilir, fakat bir ülkücünün inancını ölümsüzleştirir.
08 Mayıs 1980 günü, Ankara’da, Ticaret Odası İlkokulu önünde, yirmi yaşındaki işçi Bekir Koç, inandığı değerler uğruna son nefesini verdi ve milletinin hafızasına silinmez bir kahramanlık mührü vurdu. Onun kanı, bir durakta dökülerek, o dönemin karanlık yüzünü ebediyen aydınlattı.
"KAHRAMANLIK, SADECE SAVAŞTA DEĞİL; İŞE GİTMEK İÇİN DURAKTA BEKLERKEN BİLE İNANÇ UĞRUNA ÖLÜMÜ GÖZE ALMAKTIR. BEKİR KOÇ, YİRMİ YAŞINDAKİ O İŞÇİ, TÜRK MİLLETİNİN UNUTULMAZ YÜKSELİŞİNİ TEMSİL EDER."