"Bazı hayatlar kısa sürer, ama bir asır sürecek destanlar yazarlar."
GENÇ BİR YÜREĞİN ATEŞİ
Osmaniye’nin Kadirli ilçesi, bir kahramanın doğuşuna tanıklık etti. Adı Selçuk Sarıdoğan’dı. Takvimler 06 Mayıs 1978’i gösterdiğinde, bu genç hayat, inanç uğruna verilen mücadelenin ebedi simgesi haline gelecekti. Henüz 17 yaşındaydı; hayatının baharında, lise sıralarında otururken dahi, taşıdığı Türk milliyetçisi ülkücü kimliği onun kaderi olmuştu. O, ideallerine olan bağlılığından asla taviz vermeyen, tertemiz bir öğrenciydi.
TEHDİTLERİN ORTASINDA BİR DURUŞ
Genç yaşına rağmen, Selçuk Sarıdoğan’ın omuzlarına ağır bir yük bindirilmişti. Okul hayatı, yalnızca derslerden ibaret değildi; tehditler, saldırılar ve karanlık gölgeler sürekli peşindeydi. Ailesinin ve kendisinin güvenliği için zorunlu bir karar alındı: Okulunu değiştirdi. Ceyhan Endüstri Meslek Lisesine nakil yaptırdı. Ancak bu yer değişikliği, onun yolundan dönmesi anlamına gelmedi; tam tersine, Selçuk Sarıdoğan, tehditlerin en yoğun olduğu yerde dahi, sarsılmaz bir kararlılıkla ülkücülüğün gereğini yerine getirmeye, davasının bayrağını en yüksekte tutmaya devam etti. O, korkunun teslim alamadığı bir ruhtu.
KADİRLİ'YE SON ZİYARET
Olay günü, Selçuk, ailesinin şefkatli yuvasına, Kadirli’ye bir nefes almak için gelmişti. Bilmiyordu ki, o gün, bir öğrencinin sıradan bir akşamüstü yürüyüşü değil, bir kahramanın son yürüyüşü olacaktı. Güneş batmaya hazırlanırken, eve doğru attığı her adım, onu alçakça kurulmuş bir pusuya yaklaştırıyordu.
KAHRAMANIN SON MÜCADELESİ
Karanlık, sadece gökyüzünü değil, o anı da kapladı. Silahlı, kalabalık bir gölge, genç Selçuk’un karşısına dikildi. Üç devrimci solcu-komünist militan, henüz 17 yaşındaki bir öğrencinin cesaretini ve inancını, haksız bir güçle susturmaya karar vermişti. Bir mücadele dahi verilemeyecek kadar haince bir saldırıydı bu. Ülküdaşımıza silahla ateş ettiler.
Yaralanan Selçuk, düştüğü yerde dahi teslim olmamış, son anına kadar inancının onurunu taşımıştı. Vücudunda açılan yaralar ağırdı, ama ruhundaki direniş sonsuzdu.
ŞEHADETİN YOLCULUĞU
Selçuk Sarıdoğan, ağır yaralı halde hastaneye ulaştırılmak üzere yola çıkarıldı. O yolculuk, sadece bir tıbbi tahliye değil, bir genç idealin ölümsüzlüğe uzanan son demleriydi. Fiziksel bedeni, uğradığı hain saldırıya dayanamadı. Gencecik ruhu, hastaneye ulaşamadan, o yolda, davasının bayrağını ebediyen taşıyacak şekilde bedeninden ayrıldı ve şehadet mertebesine ulaştı.
06 Mayıs 1978, Selçuk Sarıdoğan’ın sadece öldüğü bir tarih değil, inancın ve cesaretin destanlaştığı, 17 yaşındaki bir fidanın vatan toprağına kök saldığı gündür.
"O, 17 yaşın baharında, adanmışlığın sonsuzluğa uzanan köprüsünden geçti. Adı artık sadece bir tarih değil, bir yemin oldu."