"Bazı isimler, henüz toprağa düşmeden evvel yazılmış bir kaderin sitemli feryadıdır. Sitemkar Başboğa, cebinde 15 lira harçlığıyla İstanbul sokaklarında bayraklaşan, asil bir Anadolu evladıydı."
ADANA’DAN İSTANBUL’A: BİR HELAL RIZIK VE İLİM HİKAYESİ
Adana’nın Karataş ilçesinde dünyaya gelen, 26 yaşının vakarıyla ömrünün en verimli çağını yaşayan bir yiğitti o. Sitemkar Başboğa, hem tahsilini sürdürmek hem de ailesine yük olmamak için "taşı toprağı altın" denilen İstanbul’un yolunu tutmuştu. Hem öğrenciydi hem de bir iş bulup çalışan emekçi bir genç... O, İstanbul’un kalabalığında kaybolmaya değil, kalbindeki vatan ve millet aşkını bu dev şehre mühürlemeye gelmişti.
3 MAYIS AFİŞLERİ VE KAHPELİĞİN SOKAKLARI
Takvimler 1976 yılının Mayıs ayını gösteriyordu. Türk milliyetçileri için mukaddes bir uyanışın yıldönümü olan 3 Mayıs Türkçülük Günü’nün heyecanı yaşanıyordu. Sitemkar da o gece, inandığı davanın sesini İstanbul’un duvarlarına nakşetmek için sokaklardaydı. Elinde afişler, yüreğinde büyük bir ülküyle yürürken, karanlık köşelere gizlenmiş gözü dönmüş komünist militanların hedefi oldu. Silahsız ve savunmasız bir genci hedef alan hainler, kalleşçe bir yaylım ateşi açtılar.
CEBİNDEKİ YALNIZLIK, YÜREĞİNDEKİ DEVLET
Açılan ateş neticesinde Sitemkar Başboğa, oracıkta şehadet şerbetini içti. Hastane morgunda aziz naaşı incelenirken, cebinden sadece 15 lira çıkmıştı. O 15 lira; Anadolu’nun fukaralığının, bükülmeyen bileğinin ve parayla, pulla işi olmayan tertemiz bir davanın en haysiyetli vesikasıydı.
Onun şehadeti, İstanbul’daki Ülkücü gençliği ayağa kaldırdı. Edebiyat Fakültesi ve Vatan Mühendislik Yüksek Okulu’nda toplanan binlerce Ülkücü öğrenci, topluca morgun önüne akın etti.
SİRKECİ’DEN TOPKAPI’YA UZANAN İNTİFADA
Dava arkadaşlarının aziz naaşını omuzlayan binlerce genç; Sirkeci, Beyazıt ve Aksaray güzergahını takip ederek Topkapı’ya kadar adeta bir sel gibi aktı. Ellerde yükselen pankartlarda şunlar yazılıydı: ‘’Can güvenliğimizi kim sağlayacak?’’, ‘’Dökülen kanlar yerde kalmaz’’, ‘’Vatan Türk’tür, Türk vatanda güzeldir’’... Sokakları inleten feryatlar, dönemin idarecilerine ve İçişleri Bakanı Oğuzhan Asiltürk’e karşı yükselen protestolarla bir çığa dönüştü.
TOPKAPI GARAJI’NDA BİR BABANIN VAKARI
Evladının acı haberini alarak Adana’dan İstanbul’a gelen babanın görüntüsü, o dönemin en dramatik tablosuydu. Ayağında şalvarı, lastik ayakkabısı ve boynu bükük tevekkülüyle, ciğerparesini memleketine götürmek için Topkapı Garajı’nda bir otobüse bindirirken dudaklarından şu tarihi sözler döküldü:
> "Oğlumu komünist olmadığı için, DİSK'çi olmadığı için şehit ettiler. Allah'tan bulsunlar."
O asil Anadolu babası, intikam çığlıkları atmadı; evladının katillerini ve o kirli zihniyeti Allah’ın adaletine havale ederek oğlunun tabutunu otobüsün bağrına yerleştirdi.
KARATAŞ TOPRAĞINDA SON NÖBET
Sitemkar Başboğa, doğup büyüdüğü Adana’nın Karataş ilçesinde, dualarla ve tekbirlerle toprağa verildi. O, İstanbul’un soğuk betonlarında feda ettiği 26 yıllık ömrüyle, Türk milliyetçiliği tarihinin en dokunaklı, en vakur sayfalarından biri oldu.
"Sitemkar Başboğa; cebindeki 15 lirasıyla dünyaya meydan okuyan, afiş yapıştırırken şehadete yürüyen bir inanç abidesidir. Adı, Anadolu’nun fukaralığından doğan ama vatan sevgisiyle zenginleşen o sarsılmaz neslin silinmez onur madalyasıdır."