"Bazı esnaflar vardır ki, tezgâhında sadece rızık dağıtmaz; bir mahallenin babası, bir neslin kol kanat gereni, vatan evlatlarının sığınağı olur. Ali Kibar, elindeki ekmeği ülküdaşlarıyla paylaşan, cömertliği ve imanıyla devleşen asil bir Tokat yiğidiydi."
TOKAT’TAN BAŞKENTİN SOKAKLARINA: BİR EKMEK VE TEŞKİLAT HİKAYESİ
Aslen Tokat’ın mert topraklarında doğan, ömrünün en vakur çağında, 45 yaşında bir vatan evladıydı o. Ali Kibar, Ankara’nın Türközü semtinde, Ziya Oraltay Caddesi üzerinde mütevazı bir bakkal dükkânı işletiyordu. Çevresinde dürüstlüğüyle, babacan tavırlarıyla tanınan bir esnaftı. Ancak onun dükkânı sadece bir ticaret hanesi değil; semtteki Ülkücü gençlerin açlığını tok, darlığını var eden bir sevgi ve dayanışma ocağıydı. Gençlere maddi ve manevi olarak her fırsatta sahip çıkması, onları karanlık sokakların girdabından koruması, dönemin kalleş örgütü Dev-Yol’un kinini ve nefretini onun üzerine çekti. Türközü semtinde sergilediği bu asil duruş, onu hainlerin boy hedefi haline getirdi.
BOMBALANAN YUVA VE EĞİLMEYEN BİR BAŞ
O karanlık dönemde, Türk milliyetçilerine kol kanat germenin bedeli ağırdı. Ali Kibar'ı korkutmak, sindirmek ve o gencecik vatan evlatlarından elini çektirmek için daha önce evine bombalı saldırı düzenlenmişti. Yuvasının duvarları sarsılmış, çoluk çocuğunun canına kastedilmişti; fakat o, ne tehditlere kulak astı ne de inandığı yoldan bir milim geri adım attı. O, Yüce Allah’a sığınmış, davasının sarsılmaz bir kalesi olarak dükkânının başında nöbetine devam etmişti.
3 MAYIS SABAHI: EKMEK TEZGÂHINDA GELEN KALLEŞ PUSU
Takvimler, Türk milliyetçileri için uyanışın ve dirilişin kutsal günü olan 3 Mayıs 1979 tarihini gösteriyordu. Sabahın ilk ışıklarıyla, saat 06.00 sıralarında Ali Kibar, helal rızkını kazanmak ve mahalleliye hizmet etmek üzere bakkal dükkânını açmıştı.
O sırada, mertçe yüzleşmeye cesaretleri olmayan, karanlıktan beslenen Dev-Yol’a bağlı Devrimci Savaş Birlikleri militanı iki komünist hain dükkâna daldı. Sabahın o sessiz saatinde, ekmek teknesinin başında, tezgahının arkasında silahsız ve yalnız olan 45 yaşındaki bu babayı kalleşçe kurşun yağmuruna tuttular.
ANKARA’DA EBEDİ HUZUR: KARŞIYAKA’DA BİR NEFER
Hainlerin silahından çıkan kalleş kurşunlarla ağır yaralanan Ali Kibar, ömrünü adadığı davasının ve mukaddes 3 Mayıs sabahının şerefli şafağında şehadet şerbetini içti. Türközü semti, bakkal amcasını, ocağının hamisini kaybetmiş; Ankara’nın sokakları bir yiğidin aziz kanıyla ıslanmıştı. Ali Kibar’ın naaşı, Başkentin bağrında, davası uğruna toprağa düşen yüzlerce ülküdaşıyla yan yana gelmek üzere Karşıyaka Mezarlığı’nda dualarla toprağa verildi.
SÖNMEYECEK BİR CÖMERTLİK VE ONUR ABİDESİ
Ali Kibar; evinin bombalanmasına, gazete manşetlerindeki tehditlere ve sokaklardaki karanlık pusulara rağmen, vatan evlatlarına sahip çıkmaktan vazgeçmeyen bir şefkat abidesiydi. O, arkasında eğilmiş bir baş değil, katillerin asla silemeyeceği bir utanç vesikası ve Ankara’nın kalbine çakılmış sönmez bir iman mührü bıraktı.
"Ali Kibar; 3 Mayıs sabahı ekmek teknesini açarken cennetin kapılarını aralayan bir esnaf lideridir. O’nun adı, Ziya Oraltay Caddesi’nde esen her rüzgarda, fukaraya aş, gençliğe yoldaş olan sarsılmaz bir Türk milliyetçisinin onur nişanesi olarak ebediyen yaşayacaktır."