"Bazı yollar vardır ki direksiyon başında vatanı selamlamakla başlar, babanın ocağında helal bir ekmek teknesine, oradan da cennetin en mutena köşesine uzanır. Cengiz Kurt, ömrünü helal rızkına ve mukaddes davasına adamış sarsılmaz bir yiğitti."
SAMSUN YOLLARINDAN BABA OCAĞINA: BİR EMEK VE AZİM HİKAYESİ
Samsun’un Yenidoğan Mahallesi’nde doğup büyüyen, ömrünün en verimli çağında asil bir vatan evladıydı o. Cengiz Kurt, ekmeğini taştan çıkaran, alın terini davasının onuruyla harmanlayan şerefli bir şördü. Büyük kamyonların direksiyonunda, şehirlerarası yollarda gecesini gündüzüne katarak rızkını kazanıyordu. Günlerce sılada, yollarda direksiyon sallasa da şehre ayak bastığı ilk anda ayakları onu doğrudan teşkilatına, ülküdaşlarının yanına götürüyordu. Daha sonra gurbet yollarını bırakıp babasına ait fırında çalışmaya başladı; ocağın başında unla, ateşle ve helal lokmayla hem ailesine hem mahallesine hizmet eden bir nefer oldu.
TEŞKİLATÇI BİR YÜREK: YOLLARDAN MÜCADELE MECLİSİNE
Cengiz, direksiyon başında geçirdiği zamanlarda bile kalbinde Türk-İslam ülküsünün sarsılmaz sancağını taşıyordu. Onun için yollar sadece bir geçim vasıtası değil, memleketin her köşesini sevdasıyla kucaklamanın bir yoluydu. Şehre döndüğünde hareketin tüm faaliyetlerine en ön safta katılır, yolların verdiği yorgunluğu ülküdaşlarının omuz başlarında eritirdi. Baba ocağındaki fırında döktüğü her damla alın teri, onun vatanına ve milletine olan sarsılmaz sadakatinin bir başka nişanesiydi.
3 MAYIS GECESİ YENİDOĞAN’DA KARANLIK BİR BASKIN
Takvimler, Türk milliyetçileri için uyanışın ve dirilişin kutsal günü olan 3 Mai 1979 tarihini gösteriyordu. Samsun’un Yenidoğan Mahallesi’nde, Türkçülük Günü’nün vakarını paylaşmak üzere ülküdaşlar bir araya gelmişti. Cengiz Kurt, kader arkadaşı Mehmet Bayır ve diğer yiğitlerle birlikte, mahallenin dertleşme mekânı olan "Durmuş’un Kahvehanesi"nde diz dize oturmuş sohbet ediyorlardı. O meclis, kardeşliğin ve sarsılmaz bir bağın adresiydi.
HAİN PUSU VE BİR MASADA GELEN ÇİFTE ŞEHADET
Ancak Türk’ün uyanışından ve yiğitlerin bir arada duruşundan rahatsız olan karanlık odaklar, o gece pusuya yatmıştı. İnsanlıktan ve mertlikten zerre nasibini almamış 6 devrimci solcu-komünist militan, silahsız ve savunmasız insanların oturduğu kahvehaneyi kalleşçe kurşun yağmuruna tuttu.
Sokakları yankılatan silah sesleri arasında kahvehane taranırken, Cengiz Kurt vücuduna isabet eden hain mermilerle ağır yaralandı. O, can dostu Mehmet Bayır ile birlikte, omuz omuza oturdukları o masadan şehadet makamına el ele yürüdüler. O kanlı baskında 13 ülküdaşımız daha yaralanırken, Cengiz ve Mehmet, Samsun’un göğsüne takılmış sönmez iki meşale olarak tarihe geçtiler.
SAMSUN’UN SÖNMEYECEK İSTİKLAL MEŞALESİ
Cengiz Kurt; kamyon direksiyonundan fırın ateşine, oradan da vatanın şerefli sinesine uzanan tertemiz bir ömür sürdü. O, tehditlerin ve kalleş pusuların yıldıramadığı, son nefesine kadar Samsun’da Türk milliyetçiliğinin bayrağını dalgalandıran bir irade abidesiydi.
"Cengiz Kurt; can dostu Mehmet Bayır ile aynı masada başladığı hasbihali, cennetin en mukaddes köşesinde nihayete erdiren bir yiğittir. O’nun adı, Yenidoğan Mahallesi’nde esen her rüzgarda, baba ocağının helal ekmeği ve vatanın sarsılmaz onuru olarak ebediyen yaşayacaktır."