"Kimi adamlar vardır ki, vatan toprağına sadece ayak basmaz, toprağın mayasını, uğruna can verecekleri çelikten bir imanıyla kararlar. Onlar sadece yaşamaz, çağlara yayılan bir duruşu temsil ederler."
DOĞDUĞU TOPRAĞA ADANAN İDEALİN SESİ
1954 yılında Uşak’ta yeryüzüne gözlerini açan Nihat Akarca, sadece bir birey değil, mensubu olduğu milletin destanına yazılacak bir yemin olarak büyüdü. Beş kardeşin en büyüğü olarak, omuzlarına yüklenen sorumluluk duygusu, genç yaşta benimsediği milliyetçi ülküyle harmanlandı. Henüz Uşak Lisesi sıralarındayken, kuru bir tarihin ya da coğrafyanın ötesinde, davasına adanmış bir Türk Milliyetçisi, cesur bir Ülkücü olarak hareketin en ön saflarında yerini aldı. Onun hayatı, sadece yaşamak değil, inanarak yaşamaktı.
HİZMET VE DİRENÇ YILLARI
Vatani görevini tamamlayıp döndüğünde, Uşak’ın caddelerinde kendi emeğiyle bir ayakkabı dükkanı açtı. O, hem evli bir aile reisi, hem de çalışkan bir esnaftı. Ancak bu dünyevi telaşlar, onun davasına olan derin bağlılığının asla önüne geçemedi. Mücadeleyi masa başında değil, halkın içinde sürdürmek gayesiyle MHP Uşak İl teşkilatına üye oldu. Nihat Akarca, tehlikenin kol gezdiği o yıllarda, inandığı değerleri savunmaktan bir an bile geri durmadı; o, Ülkücü hareketin atan nabzı, Uşak sokaklarının vicdanıydı.
KARARAN GECEDE ÇALAN VEDA
Takvimler 28 Mart 1980’i gösteriyordu. Memleketin üzerine kara bir gölgenin çöktüğü, idealistlerin namluların hedefinde olduğu, hain pusuların kol gezdiği bir dönemdi. Nihat Akarca o akşam, kendi yuvasının huzurunda değil, Ünalan Mahallesi Kuştan Sokak’ta bulunan bir yakınının evinde misafirdi. Saatler 20.30 sularını gösterdiğinde, gece karanlığı ve huzur, dışarıdan gelen uğursuz bir sesle yarıldı.
SON DURUŞ VE İHANET ATEŞİ
Gelen ses, pencerenin camına yapılan tedirgin edici bir çalmaydı. İşte kahramanlığın en yalın, en ani imtihanı bu anda başladı. O tehlikeli yıllarda, kapıyı ya da pencereyi açmak, bir bilinmezliğe, hatta ölüme yürümek demekti. Fakat o, inançları uğruna göğüs gerdiği davanın eriyicisi olarak, geri çekilmeyi ya da saklanmayı seçmedi. Nihat Akarca, dışarıdaki karanlığa, tehdidin ta kendisine bakmak üzere pencereyi açtı.
O an, vicdanı taşlaşmış, inançsızlığın zehriyle dolmuş komünist militanlar tarafından en alçakça saldırı gerçekleştirildi. Gözünü kırpmadan pencereye yönelen kahraman Ülküdaşımız, üzerini siper etmeye fırsat bulamadan, acımasız bir yaylım ateşiyle karşılandı. O karanlık gecede, bir idealin neferi olan Nihat Akarca, hain kurşunların hedefinde can verdi ve mukaddes mertebe olan şehadete ulaştı. O kanlı saldırıda, ev sahibesi de yaralanmış, fakat milletin bir kahramanı, namlunun karşısında dimdik duruşuyla ebediyete yürümüştü.
ŞEHADETİN MÜHÜRÜ
28 Mart 1980 gecesi, Uşak, sadece bir oğlunu kaybetmedi; fedakarlığın, cesaretin ve inancın nasıl bedel ödediğini gördü. Nihat Akarca, yaşının değil, adanmışlığının büyüklüğüyle, milletinin hafızasına silinmez bir iz bıraktı. O bir kurbandan öte, davası için tereddüt etmeden son adımını atan bir Türk Milliyetçisiydi.
"O gece Uşak'ın sokaklarında bir pencerenin ardında duruş sergileyen Nihat Akarca, isimsiz kahramanların mühürlediği davanın ebedi ve sarsılmaz imzası olmuştur."