"Bazı hayatlar sadece yaşanmaz; bir sancağın gönderine çekilen, çelikten bir iradeyle yazılır."
"En soldaki Şehidimiz Veli Kılıç, yanında ki (gözlüklü) gazimiz Mustafa Kılıç"
KİMLİĞİ VE İDEALİST DURUŞU
Anadolu’nun kadim toprağı Kırşehir-Mucur’da başlayıp, İstanbul’un fırtınalı 1980 öncesi yıllarına uzanan kısa ama destansı bir ömrün sahibiydi Veli Kılıç. O, sadece bir esnaf değildi; o, hem emeğiyle hem de inancıyla yoğrulmuş bir idealistti. İstanbul’da, Gaziosmanpaşa’nın çetin sokaklarında ikamet ediyor, gönlünü verdiği dava için MHP ilçe teşkilatında görev alarak memleketinin geleceği için çırpınıyordu. Onun hayatı, ticari ciddiyetle ülkücü adanmışlığın kusursuz bir bileşimiydi.
ALTIN VE ATEŞ ARASINDAKİ YEMİN
Veli Kılıç, kardeşi Mustafa Kılıç ile omuz omuza bir hayat kurmuştu. Onların mesleği, kuyumculuktu; altınla, zanaatla uğraşırlardı. Gaziosmanpaşa Beşyüzevler’deki dükkanları, sadece maddi kazanç kapısı değil, aynı zamanda kardeşliklerinin ve inançlarının da sarsılmaz kalesiydi. Demir kapıların ardında altın işlerken, dışarıda ülkeyi saran karanlık ve tehlikeyi de farkındaydılar. Onların duruşu, kuru bir siyasetten öteydi; namuslarına, vatanlarına ve birbirlerine verdikleri bir yemindi.
O KARANLIK GÜN: 05 ŞUBAT 1980
Takvimler 05 Şubat 1980’i gösterdiğinde, Gaziosmanpaşa’daki o dükkan, sadece bir iş yeri değil, bir direniş noktası haline gelecekti. Veli ve Mustafa Kılıç, her zamanki gibi dükkanlarındaydı. Ancak o gün, üç komünist militanın hedefi oldular. Namluların gölgesi kardeşliğin ve zanaatın üzerine düştü. Saldırganlar, pazarlık veya tehdit için değil, doğrudan inançları hedef almak için gelmişlerdi.
O an, Kuyumcu Veli Kılıç, esnaflığı bırakıp kahramanlık zirvesine yükseldi. Silahlar patladığında, kardeşine siper olup olmadığı, ne pahasına olursa olsun geri çekilmeyi reddedip reddetmediği, destanın bilinmez ama en yüce parçasıdır.
ŞEHADET VE SONSUZ MİRAS
Açılan ateş sonucu, Ülkücü Şehit Veli Kılıç, bulunduğu yerde, dükkanında, inandığı değerler uğruna son nefesini vererek şahadet mertebesine erişti. O, sadece bedenen düştü; ancak ruhu ve duruşu, o günkü kararlılığın timsali olarak tarihe yazıldı.
Kardeşi Mustafa Kılıç ise ağır yaralandı, o günün gazisi oldu. Bu saldırı, iki yiğit kardeşi ayırmıştı; ancak aralarındaki bağ, kana bulanmış o dükkanda ebediyete mühürlendi.
Üç ay sonra, Gazi Mustafa Kılıç’ın bir oğlu dünyaya geldi. Acının taze, mücadelenin devam ettiği o günlerde, Mustafa Kılıç, fedakârlığın ve bitmeyen idealin nişanesi olarak oğluna, Şehit kardeşinin adını verdi: Veli Kılıç. Böylece, 05 Şubat 1980’de sona eren bir hayat, yeni bir umut olarak yeniden yeşerdi. Veli Kılıç’ın ruhu, sadece gökyüzüne değil, yeni doğan neslin de omuzlarına miras bırakılmıştı.
"Adı göklere yazılanlar ölmez; onların fedakârlığı, sonraki nesillerin isimlerinde ve sarsılmaz duruşlarında yeniden doğar."