“Göğsünde taşıdığı iman, onu sadece bir işçi değil, bir milletin sancağı yapmıştır. Vatan sevdası, daima ekmek davasının önündeydi.”
BİR YÜREĞİN DOĞUŞU
Kahramanlığı ne tahtta ne de orduların başında aramak gerekir; bazen en büyük fedakârlık, alın teriyle yoğrulmuş bir işçinin yüreğinde parlar. Mahmut Kılçık’ın destanı, 10 Şubat 1946’da, medeniyetlerin beşiği Şanlıurfa’da başladı. Babası, toprağına bağlı bir çiftçiydi; o ise, o topraklara hizmet eden, Köy Hizmetleri’nde çalışan azimli bir işçiydi. O, sadeliğin ve emeğin temsilcisi olarak, hem ailesinin rızkını kazanma onurunu hem de milletine hizmet etme yeminini omuzlarında taşıdı.
KIZIL ELMAYA YÜRÜYEN İŞÇİ
Mahmut Kılçık, sadece evli ve çocuk sahibi bir aile reisi değildi; o, ülkücü ideallerin ateşini yüreğinde hisseden bir Türk Milliyetçisiydi. Sadece evini değil, ülkesini de yıkıcı ideolojilerin tehdidinden korumaya ant içmişti. O günlerin çetin şartlarında, hak davasını sürdürmek için elini taşın altına koydu; Urfa Ülkücü İşçiler Derneği'nin kurucuları arasında yer alarak, Anadolu’nun yiğit emekçilerinin sesini yükseltti. Onun duruşu, ideolojinin en keskin kılıcı, emeğin ise en güçlü savunmasıydı.
27 MART: GÖLGELER VE VURULAN EKMEK
Zaman 27 Mart 1980’i gösteriyordu. O gün, Şanlıurfa’nın sokaklarında Mahmut Kılçık’ın son yürüyüşü gerçekleşti. Hayatın en saf ve en masum eylemini gerçekleştiriyordu: Ailesine azık taşıyordu. Çarşıdan alışverişini tamamlamış, elinde file ile yuvasına dönüyordu. Mahallesine varmış, fırının sıcak kokusunu içine çekmiş ve sofrasının bereketi olan ekmeği almıştı. İşte o an; günlük hayatın huzuru ile yaklaşan trajedi arasındaki ince çizgide duruyordu.
SON NEFES, SON SANCAK
Mahmut Kılçık, fırının kapısından çıkıp, elinde ailesi için aldığı ekmekle ilk adımını atmak üzereyken, namlular devreye girdi. Milleti bölme, devleti yıkma hevesinde olan devrimci-komünist bölücü militanlar, ona pusu kurmuştu. Onlar, sadece bir işçiyi değil, onun temsil ettiği tüm değerleri ve inancı hedef aldılar.
Aldığı kurşunlar Mahmut Kılçık’ın fedakâr bedenine isabet ederken, o, son nefesinde dahi davasının izzetini taşıdı. O, evine dönerken şehit oldu; ekmeği, canı ve davası uğruna, düştüğü Şanlıurfa toprağında bir sancağa dönüştü. Mahmut Kılçık, 27 Mart 1980’de, yürüdüğü yolda, bir milletin onurunu koruyarak ebediyete intikal etti.
“Mahmut Kılçık’ın kanı, o gün sadece toprağı değil, bir milletin yeminini ve istikbalini de sulamıştır.”