"Bazı hayatlar sadece birer nefes değil, uğruna ölünecek bir yemindir. O, bir destan yazdı ve ardından sadece 30 bahar saydı."
ÇORUM’DAN ANKARA’YA UZANAN YEMİN
Türk milliyetçiliğinin sarsılmaz kalesi, ülkücü hareketin efsanevi evlatlarından biriydi o: Şehit Fikri Arıkan. Çorum’un Alaca ilçesinde başlayan hayat yolculuğu, kısa sürede Ankara’nın çetin kavgalarına karışmış, 30 yıllık ömrüne bin yıllık bir adanmışlık sığdırmıştı. Başkentin Türközü Bademlidere semtinde ikamet ederken, evi değil, duruşu ile çevresindekilere yol gösteriyordu. O, sıradan bir nefer değil, idealist bir hareketin canlı anıtıydı.
TÜRK-İSLAM ÜLKÜSÜNÜN MİMARI
Fikri Arıkan’ın adı, ülkücü camiada sadece bir isimden ibaret değildi; bir ilkenin ta kendisiydi. O, Türk-İslam ülküsünün sadece teoride kalan bir fikir olmadığını, yaşantısının her anında temsil edilmesi gereken bir duruş olduğunu kanıtlamıştı. Fedakârlığı, dürüstlüğü ve inancından taviz vermeyen karakteri sayesinde, o dönemde yürütülen kutsal mücadelenin örnek şahsiyetlerinden biri olarak gönüllere taht kurmuştu. Hayatı, uğruna mücadele ettiği değerlerin bedelini ödemeye hazır olduğunun ilanıydı.
DARAĞACININ GÖLGESİNDE ANKARA
Ankara’nın kaotik günlerinde cereyan eden olaylar, onu doğrudan mücadelenin merkezine çekti. Bir kahraman, en zorlu sınavını vermek üzere çağrılmıştı. Şehirde yaşanan bir takım olaylara karıştığı iddiasıyla tutuklandığında, fiziken Mamak Askeri Cezaevi’nin soğuk duvarları arasına kapatıldı. Ancak inancı ve duruşu, hiçbir hücreye sığdırılamazdı.
12 Eylül cuntasının kurduğu mahkemelerde yargılandı. Bu mahkemeler, onun davasını değil, cesaretini yargılıyordu. Fikri Arıkan, geri adım atmayı reddeden onurlu duruşunun kaçınılmaz bedelini öğrendiğinde titremedi: Hakkında "idam" kararı verildi. O karar, onun son zaferinin mühürü oldu.
27 MART: EFSANENİN SON NEFESİ
Adalet yerini bulmadı; tarih tekerrür etti ve bir kahramanlık hikayesi nihayete erdirildi.
27 Mart 1982 tarihine gelindiğinde, Ankara’nın üstüne çöken karanlık, Mamak Cezaevi’nin içindeki sessizlikle birleşti. Sabahın en erken saatlerinde, henüz dünya uyanmadan, Fikri Arıkan, davasına son sadakatini göstermek üzere ölüme yürüdü. O anın dehşeti, bilinmezliği ve yürek yakan yalnızlığı, onun attığı o son adımın ne kadar büyük bir cesaret istediğini anlatır.
O, son nefesinde bile ülküye olan bağlılığını haykırarak, sehpanın altında değil, milletinin vicdanında ebediyete yükseldi.
Fikri Arıkan’ın naaşı, adanmışlığının nişanesi olarak Ankara Karşıyaka Mezarlığı'nın kutsal topraklarına emanet edildi. Otuz yıllık bir hayatın ardından bıraktığı iz, sadece bir mezar taşında yazılı değildi; nesilden nesile aktarılacak bir destan, bir meşale oldu.
"Ankara’da bir fidan kırıldı sanıldı, oysa o 27 Mart sabahı, o yiğit ruh, Türk Milliyetçiliğinin göklerine ölümsüz bir yıldız olarak asıldı."