"Bazı hedefler vardır ki namlunun ucunda vatanın ordusuna şerefli bir subay olmak için yola çıkarsın ama kader seni o ordunun göklerdeki en mukaddes rütbesine, şehadet makamına eriştirir. Şakir Karataş, Türk ordusunun şerefli bir neferi olmaya yürürken kalleş pusuların karşısında bir milim bile eğilmeyen Tokat’ın has evladıydı."
ARTOVA’NIN İLK MEZUNLARINDAN KARA HARP OKULU’NA
1959 yılında Tokat’ın Artova ilçesine bağlı Taşpınar köyünde dünyaya gözlerini açtı Şakir Karataş. İlk, orta ve lise tahsilini memleketi Artova’da büyük bir başarıyla tamamladı. O, ilçenin ilk ve tek lisesinin, ilk mezunlarını verdiği o gurur dolu 1978 yılında diplomasına uzanan parlak bir gencecik fidan dı. Yüreğinde çocukluğundan beri taşıdığı Türk-İslam ülküsünü, devletin ve milletin emrine subay olarak sunmak istiyordu. Bu büyük idealle, kendisiyle aynı köyden olan can dostu ve okul arkadaşı Hamit Şener ile birlikte 3 Haziran 1978 günü Ankara’nın yolunu tuttu. Ertesi gün girmiş olduğu Kara Harp Okulu mülakat sınavında o vakur duruşu ve asaletiyle büyük bir başarı göstererek ilk aşamayı geçti.
DİKMEN SOKAKLARINDA SÖZLÜ TACİZ VE HARP OKULU ADAYININ ASALETİ
Takvimler 5 Haziran 1978 Pazartesi gününü gösteriyordu. Ertesi gün yapılacak olan yazılı sınava girmeye hak kazanan iki yiğit arkadaş, Dikmen İlker Mahallesi’nde sınav gününü bekliyorlardı. Sabah saat 10.45 sıralarında, sokakta bölücü bildiri dağıtan iki THKP-C militanı, bu vatansever gençlerin vakur duruşundan rahatsız olarak sözlü ve fiili tacizde bulundular. Karşılarında korkup sinecek, başını öne eğecek birilerini bulamadılar; Şakir ve Hamit, bu hain alçaklara hak ettikleri cevabı mertçe ve misliyle vererek onları sokaktan uzaklaştırdılar.
ÇAPRAZ ATEŞTE BİR ÖMÜR VE BELEDİYE HASTANESİNDEKİ NÖBET
Yenilginin hırsıyla gözü dönen korkak militanlar, kısa bir süre sonra arkalarına aldıkları iki hainle birlikte toplam dört kişi ve silahlı olarak geri döndüler. Sokak ortasında silahsız iki genci haince çapraz ateşe tutarak kalleşçe kurşun yağdırdılar. Şakir Karataş ve Hamit Şener, vücutlarına isabet eden ağır mermilerle yaralanarak yere düştüler.
Yaralı olarak Ankara Belediye Hastanesi’ne kaldırılan iki yiğidin peşini o dönemin idari yapısı da bırakmıyordu; aşırı sol odakların sızdığı hastanede can güvenliklerinin olmadığını bilen Ülkücü Gençlik Derneği Genel Merkezi, derhal fedakar ülküdaşlarımızı görevlendirerek hastane odasını ve koridorlarını adeta bir kaleye çevirip yiğitlerini koruma altına aldı.
ŞAFAK VAKTİ GELEN ŞEHADET VE ARTOVA’DA EBEDİ SANCAK
Yapılan tüm tıbbi müdahalelere ve hastanedeki o zorlu direnişe rağmen, Şakir Karataş’ın taze bedeni kurşunların ağırlığına dayanamadı. 6 Haziran’ı 7 Haziran 1978 Çarşamba gününe bağlayan gecenin ilk saatlerinde, saat 02.45 sularında, Kara Harp Okulu üniforması yerine şehadet kefenine bürünerek Ülkücü Şehitler kervanına katıldı.
Aziz naaşı Ankara’dan alınarak memleketine götürüldü. Tokat, Artova ve çevre köylerden akın eden binlerce ülküdaşının ve vatansever vatandaşın omuzlarında, tekbirler ve dualar eşliğinde doğup büyüdüğü Taşpınar köyü toprağında ebedi istirahatgahına tevdi edildi. Bu hain saldırıdan ağır yaralı olarak kurtulan can dostu Hamit Şener ise vatanına ve davasına şahitlik edecek bir gazi olarak hayata tutundu.
SÖNMEYECEK BİR HARBİYELİ RUHU
Şakir Karataş; idealindeki subaylık kılıcını kuşanmaya vakit bulamadan, kalbindeki iman zırhıyla cennetin en şerefli kürsüsüne yürüyen bir adanmışlık abidesiydi. O, arkasında başı eğik bir aile değil, katillerin ve darbeci zihniyetin asla silemeyeceği bir onur nişanesi ve onun yarım kalan mukaddes nöbetini devralmaya yeminli milyonlarca Harbiyeli ruhlu ülküdaş bıraktı.
"Şakir Karataş; Ankara sokaklarında şerefli bir Türk subayı olmaya yürürken kalleş bir çapraz ateşte şehadet şerbetini içen bir iman devidir. O’nun adı, Tokat Artova’nın dağlarında esen rüzgarda, sönmez bir istiklal meşalesi ve can dostu Gazi Hamit Şener’in sarsılmaz hatırasında ebediyen yaşayacaktır."