"Bazı isimler vardır ki, bir pazar meydanında ya da sokak ortasında onlarca korkağın karşısına tek başına dikilen birer cesaret abidesidir. Abdullah Küçükçelik, Antalya’nın o sıcak haziran gününde, 15-20 kişilik bir güruhun kalleş ve orantısız saldırısına karşı tek başına direnen, eğilmeyen bir iradenin destanıdır."
SERİK’İN YİĞİT EVLADI: AKDENİZ’İN VAKUR ESNAFI
Antalya’nın Serik ilçesine bağlı Gebiz Beldesi Kahyalar köyünde dünyaya gözlerini açtı Abdullah Küçükçelik. Henüz 25 yaşındaydı; hayatının en dinç, en verimli çağındaydı. Antalya’nın Meydan bölgesinde, Kızıltoprak Postanesi’nin hemen karşısında bir oto tamirci dükkânı işletiyor, ellerinin nasırıyla, alnının akıyla helal rızkının peşinden koşuyordu. Çevresinde dürüstlüğü ve mertliğiyle tanınan bu genç usta, aynı zamanda vatanın ve milletin bölünmez bütünlüğünü savunan Büyük Ülkü Derneği'nin sarsılmaz bir neferiykti.
İSTİKLAL CADDESİ'NDEKİ TARTIŞMA VE HAİNCE KURULAN TUZAK
Takvimler 9 Haziran 1977 tarihini gösteriyordu. Ağır bir iş gününün ardından, haziran sıcağında biraz olsun serinlemek amacıyla Konyaaltı’nda denize girmek üzere yola çıktı Abdullah Küçükçelik. İstiklal Caddesi önünde yürürken, Dayanışma Derneği üyesi devrimci solcu-komünist militanlar Fevzi Arı ve Şakir Tecer ile karşılaştı. Burada millî duruşundan ötürü sözlü ve fiili bir tartışma yaşandı. Yiğitçe karşılık vererek oradan uzaklaşan Abdullah, olayın orada bittiğini düşünerek sahile indi, denize girip serinledikten sonra evinin yolunu tuttu.
ONLARCA İNSANIN GÖZÜ ÖNÜNDE GELEN VAHŞET VE ŞEHADET
Ancak mertçe teke tek gelmeye cesaret edemeyen karanlık odaklar, hırslarından kudurmuş bir halde pusuya yatmışlardı. Evine doğru yürüyen Abdullah Küçükçelik’in yolu, bu kez 15-20 kişilik gözü dönmüş bir devrimci solcu güruh tarafından kesildi. Ellerinde bıçaklar, muştalar ve zincirlerle tek bir vatan evladının üzerine çullandılar. Onlarca insanın gözleri önünde, güpegündüz, dehşet verici ve tamamen orantısız bir saldırı başladı.
Abdullah, arkasına bakmadan, kaçmadan bu azgın kalabalığa karşı tek başına aslanlar gibi direndi, yumruklarıyla çarpıştı. Ancak hainlerin bıçak darbeleri ardı ardına mübarek bedenine inip kalkıyordu. Aldığı ağır yaralarla yere yığılmasına rağmen, içlerindeki kin ve nefret sönmeyen alçaklar durmadı; yerdeki savunmasız yiğidi delik deşik edene kadar canice saldırmaya devam ettiler. Abdullah Küçükçelik, Akdeniz'in kıyısında onlarca bıçak darbesiyle şehadet şerbetini içti. Katiller, işledikleri bu büyük vahşetin ardından onun aziz naaşını serinlemek için geldiği denize atarak olay yerinden kaçtılar.
ANTALYA SEMALARINDA SÖNMEYECEK BİR İSTİKLAL ABİDESİ
Abdullah Küçükçelik; tamirci dükkânındaki işçi önlüğünü çıkarıp şehadet kefenine bürünürken, arkasında diz çökmüş bir gençlik değil, 20 korkağın karşısında tek başına nasıl dik durulacağını gösteren şerefli bir miras bıraktı. Serik'in ve Kahyalar köyünün has evladı olan Abdullah, adını Türk milliyetçiliği tarihine unutturulmayacak bir cesaret abidesi olarak kazıdı.
"Abdullah Küçükçelik; Konyaaltı sahilinde onlarca korkağın kalleş bıçaklarına karşı tek başına göğüs geren, katledildikten sonra bile aziz naaşından korkulup denize atılan bir iman devidir. O’nun adı, Antalya körfezinde köpüren her dalgada, sönmez bir onur mührü ve Türk milliyetçiliğinin bükülmez bileği olarak ebediyen yaşayacaktır."