"Bazı evler vardır ki, gecenin en zifiri karanlığında kalleş bir pusuyla kuşatılır ama içerisindeki yiğidin son nefesindeki ferasetiyle hainlerin inini başına yıkan birer istiklal kalesine dönüşür. Sulhi Atsoy, İskenderun’un yiğit bir evladı, son anına kadar hem ailesini hem de davasını şerefle savunan bir sarsılmaz iradeydi."
İSKENDERUN’DA BİR İNANÇ VE EMEK MÜCADELESİ
Hatay’ın Akdeniz rüzgarlarıyla yoğrulmuş İskenderun ilçesinde dünyaya gözlerini açtı Sulhi Atsoy. Şehadet şerbetini içtiğinde 32 yaşındaydı; hayatının en olgun, en verimli çağındaydı. Evli ve çocuk babası olan Sulhi, Yıldırım Paşa Mahallesi’ndeki mütevazı evinde ailesiyle birlikte huzurlu bir hayat sürüyor, çocuklarının helal rızkını kazanmak için Petrol-İş Sendikası İskenderun Şubesi’nde sekreterlik görevini yürütüyordu. O, sadece sendikal hakların ve işçinin hakkının savunucusu değil; aynı zamanda kalbinde Türk-İslam ülküsünün sönmez meşalesini taşıyan, çevresinde vakur duruşuyla gıpta edilen asil bir Türk milliyetçisiydi.
GECE YARISI GELEN KALLEŞ KUŞATMA VE BABA OCAĞI HASSASİYETİ
Takvimler 9 Haziran 1980 tarihini gösteriyordu. Saat gece yarısı 02.00 sularında, Yıldırım Paşa Mahallesi derin bir uykudayken, insanlıktan ve mertlikten nasibini almamış gözü dönmüş komünist militanlardan oluşan bir güruh, sinsice Sulhi Atsoy’un evinin etrafını sardı. Hain planın bir parçası olarak militanlardan biri evin damına çıkarak kasıtlı bir gürültü çıkardı.
Gecenin o sessizliğinde uyanan Sulhi Atsoy, duyduğu sesler üzerine hemen bitişik evde oturan canından aziz bildiği babasının evine alçakça bir saldırı düzenlendiğini sandı. Babasını ve ailesini korumak, o kutsal ocağa siper olmak amacıyla tereddüt etmeden tabancasını kavrayarak dışarı fırladı.
ÇAPRAZ ATEŞTE GELEN ŞEHADET VE SON NEFESTEKİ YİĞİT DARBE
Mertçe karşısına çıkmaya cesaret edemeyen karanlık odaklar, dışarı çıktığı o ilk saniyede beş altı farklı yönden Sulhi Atsoy’u çapraz yaylım ateşine tuttular. Başından, göğsünden ve karnından aldığı ağır kurşun darbeleriyle mübarek bedeni sarsıldı. Ancak o, Türk milliyetçiliğinin bükülmez bileğiydi; aldığı ölümcül yaralara rağmen yıkılmadı, diz çökmedi.
Şehadet şerbetini içmeden hemen önce büyük bir irade ve feraset örneği göstererek elindeki tabancayla hainlerin üzerine ateş açtı. Sulhi’nin namlusundan çıkan mermiler, o gece dökülen masum kanın ve suikastın emrini veren komünist örgüt liderini tam ayağından vurdu. Bu yiğitçe hamle, kaçamayan terör elebaşının daha sonra güvenlik güçleri tarafından kıskıvrak yakalanmasını sağladı. Sulhi Atsoy, katilini kendi eliyle cezalandırarak, 32 yaşında ardında destansı bir direniş bırakıp Ülkücü Şehitler kervanına katıldı.
HATAY SEMALARINDA EBEDİYEN DALGALANACAK BİR NİŞAN
Sulhi Atsoy; yeni kurulmuş yuvasını, biricik evlatlarını ve babasının mukaddes hukukunu korurken kalleş bir pusuda bayraklaşan bir iman devidir. O, arkasında başı eğik bir aile değil, katillerin ve şer odaklarının hevesini kursağında bırakan şerefli bir isim ve onun izinden yürümeye yeminli milyonlarca ülküdaş bıraktı.
"Sulhi Atsoy; İskenderun’un karanlık bir gecesinde beş altı hain namlunun karşısında tek başına dikilen, canını alırken bile katilinin ayağına mührünü basıp adalete teslim eden bir cesaret abidesidir. O’nun adı, Hatay topraklarında esen rüzgarda, sönmez bir onur madalyası ve evlatlarına bıraktığı en şerefli miras olarak ebediyen yaşayacaktır."