"Büyük davalar, bazen en küçük omuzlara en ağır yükü yıkar. Tarih, bu yükü beş yaşında taşıyanların adını asla unutmaz."
ŞANLIURFA’NIN KADER YAZISI
Adı: Mehmet Deniz Bayık. Doğduğu yer: Şanlıurfa. Şehadet tarihi: 26 Mart 1980. O, sadece bir isim değildi; o, 1980’li yılların karanlık dehlizlerinde, safiyetin üzerine atılan kinin bir yansımasıydı. Daha beşi doldurmuştu, hayatının baharında, geleceğe dair tüm umutların tohumu. Henüz ne milliyetçiliği biliyordu ne de ideolojilerin keskin ayrımını. Ama onun alnına yazılan kader, bir davanın şehidi olmaktı.
BEŞ YAŞINDAKİ AĞIR YÜK
Onun suçu neydi? Ham metnin buz gibi gerçekliğiyle yazılmıştır ki: Suçu, ülkücü ve MHP’li bir babanın çocuğu olmaktı. Siyasi kin ve ideolojik husumet, artık sadece cephede savaşanları değil, beşiğindeki masumiyeti de hedef almıştı. Mehmet Deniz, henüz oyuncağını kavramakta zorlanırken, düşmanın nefretini omuzlamak zorunda kalmıştı. O, babasının duruşunun ve adanmışlığının bir parçası olduğu için, hain bir saldırının en saf kurbanı olacaktı.
O KARANLIK GÜN VE SON YOLCULUK
Takvimler 26 Mart 1980’i gösteriyordu. Şanlıurfa semalarında gökyüzü, o gün dökülecek kanın habercisi gibi ağırdı. Mehmet Deniz, babası ve babasının ülküdaşlarıyla birlikte bir araçtaydı. Bu, sıradan bir yolculuktu, ancak o dönemde Anadolu’nun her köşesi, vatan davasına gönül verenler için bir pusuya dönüşmüştü.
İşte o an, ayrılıkçı ve bölücü zihniyetin temsilcileri, Marksist örgüt militanları, hareket halindeki bu masum aracı hedef aldı. Kurşunlar, sadece bir araca değil, bir neslin geleceğine ve bir davanın ruhuna sıkılıyordu. Hainler, babayı ve dava arkadaşlarını yaralamayı hedeflerken, o gün en büyük bedeli, en küçüğün ödeyeceğini hesaplamışlardı.
KAHRAMANLIK MÜHÜRÜ: BOĞAZDAKİ KURŞUN
Kurşun yağmuru acımasızdı. Metaller havada ıslık çalıp, demir yığınını delip geçti. Tüm o şiddet ve karmaşanın içinde, o beş yaşındaki narin bedene yöneldi bir mermi. Mehmet Deniz Bayık’ın boğazına isabet eden o tek kurşun, sadece bir hayatı söndürmedi; bir babayı ve koca bir milleti yaktı.
Ne bir savunma fırsatı, ne bir kaçış anı... Şehadet, en beklenmedik anda, amcasının kucağına başı düşerken, masumiyetin son saniyesinde onu buldu. Arabada bulunan babası ve diğer şahıslar yaralanmıştı; hayatta kalmışlardı, ancak o an, canlarından can gitmişti. Mehmet Deniz, idealler uğruna, bilinçsizce verdiği en büyük fedakârlıkla, Türk Milliyetçiliği davasının beş yaşındaki ölümsüz mührü oldu. O, kandan bir bayrak gibi, 1980 Mart’ının Şanlıurfa’sında, tertemiz boğazındaki yara ile tarihe geçti.
"Bazı şehadetler, kelimelerle anlatılamayacak kadar saftır. O, bir kurşunla değil, bir ideal uğruna feda edilen en saf yeminle toprağa düşmüştür. Mehmet Deniz Bayık, 5 yaşındaki destandır."