"Bazı hayatlar, sadece olgularla değil; inanç uğruna verilen o son nefesin ağırlığıyla tartılır."
ALIN TERİ VE YÜREĞİ
O, büyük unvanların, gösterişli mevkilerin insanı değildi. Adı Kamil Köse’ydi. Hayatı, dürüstlüğün ve emeğin timsaliydi. Doğduğu yerin bilgisi, kaderinin önüne geçemedi; çünkü o, ülkenin her köşesinden kopup gelen, rızkı için ter döken milyonların sesiydi. Bir fabrikada çalışıyor, alın terinin kutsallığına inanarak İŞÇİ onurunu taşıyordu. O, komprador ya da kapitalist değildi; o, toprağın en has evladı, emeğin yiğit temsilcisiydi.
Ekmeğinin peşinden İstanbul’un karmaşık caddelerine gelmiş, Şişli İlçesi Sanayi mahallesine, mütevazı bir yuvada yerleşmişti. Hayatı zorluklarla dokunmuştu, fakat kalbi çelikten daha sağlam bir inançla atıyordu.
ADANMIŞLIĞIN İKİ KALESİ
Kamil Köse, sadece bir fabrika işçisi değildi; o, davasının da bir neferiydi. Bedenini geçim mücadelesinde yıpratırken, ruhunu ideallerine adamıştı. O, işçinin hakkını ve milletin onurunu aynı cephede savunan nadir kahramanlardandı. Ülkücü İşçiler Derneği’nin (ÜİD) sarsılmaz bir üyesiydi. Aynı zamanda MHP Şişli İlçe teşkilatında da bayrağı omuzlayanlardandı.
O, inanç ile mesleği arasında bir ayrım gözetmedi; yaşamının her anını, adanmışlığın iki kalesi arasında dimdik ayakta durarak geçirdi. Fabrika tezgahından siyaset kürsüsüne kadar her yerde, duruşu net, tavizsiz ve yiğitti.
KAHPE PUSUNUN GÖLGESİNDE
Tarih 17 Haziran 1979’u gösterdiğinde, İstanbul’un göğü bir kez daha fedakarlığa tanıklık edecekti. Çeliktepe’de sıradan bir kahvehanede oturuyordu. Bir anlık dinlenme, bir kahramanlık meydanına dönüşmek üzereydi.
O an, mekana iki komünist militan girdi. Karanlık ideolojilerinin zehrini, bildiri adı altında yaymak istediler. Etraftaki herkesin sessizliğe büründüğü o kritik anda, Kamil Köse ayağa kalktı. Onun omuzlarındaki yük, sadece kendi meselesi değil, milletinin onuruydu.
Bildiriyi ‘almak istemeyen’ o tavır, sadece basit bir itiraz değildi; o, zulme ve düşman ideolojiye karşı çekilmiş keskin bir kılıçtı. O kahvehanenin soğuk duvarları arasında, Kamil Köse, sessiz bir direnişin en destansı örneğini sergiledi. O duruşuyla, karanlığa bir ışık yaktı.
SON NEFES, İLK DESTAN
Kamil Köse’nin haklı ve onurlu duruşu, nefretin hedefi oldu. Emeği ve işçiyi savunduğunu iddia eden o komünist militanlar, bir işçinin kalbine kastettiler. Kahpece, haince kurşunlanarak yere düştü.
Şehadeti, 17 Haziran 1979’da İstanbul’da gerçekleşti. Onun katilleri, sınıf mücadelesi çığırtkanlığı yapanlar, bizzat bir işçinin, alın teriyle yaşayan bir yiğidin kanını döktüler. Kamil Köse, o karanlık çağda, sadece bir hayatı kaybetmedi; o, davası uğruna nasıl ayakta durulacağını gösteren ebedi bir ders bıraktı. O, şehit düştüğü an, sadece bir işçi olmaktan çıkıp, milletinin hafızasında bir destanın ilk mısrası oldu.
"Tarih, sadece duruşuyla dahi en karanlık çağda ışık olanların destanını yazar."