"Vatan aşkı, takvim yapraklarının sayısıyla değil, yürekteki ateşin şiddetiyle ölçülür."
KİMLİĞİ VE BİR HİLALİN YEMİNİ
Tarih, 1980’li yılların karanlık yüzünü gösterirken, bazı ruhlar adeta birer meşale misali yanmaya mecburdu. Bu meşalelerden biri, Yozgat topraklarından aldığı yiğitlik mayasını taşıyan HÜSAMETTİN AYDIN idi. O, sadece bir genç değil; Türk Milliyetçiliği davasına ömrünü adamış, inancını kanıyla mühürlemeye hazır bir Ülkücüydü. Soyadı gibi, aydınlık bir geleceğin meşalesini taşımak için yemin etmişti.
YİĞİTLİĞİN YOLCULUĞU VE ÇELİK DURUŞ
Henüz ömrünün baharında, 26 yaşında bir delikanlıydı. Gençliği, cesareti ve adanmışlığıyla Ankara’nın zorlu günlerine tanıklık ediyordu. Mamak’ın Şahintepe Semti, ailesiyle birlikte yaşadığı, hayatın basit sıcaklığını aradığı ama aynı zamanda ideallerinin demir gibi sertleştiği yerdi. O, etrafındaki tehlike çemberine rağmen duruşundan taviz vermeyen, sırtında ne bir gölge ne de bir korku taşıyan bir kahramandı. Onun varlığı, o çalkantılı dönemde bir davanın onurunu temsil ediyordu.
BABASININ YANINDAKİ SON ADIM
Kaderin en acımasız cilvesi, fedakârlığın en masum anında tecelli etti. Takvimler, ülkenin üzerine çöken kara bir gün olan 26 Mart 1980’i gösteriyordu. Hüsamettin Aydın, o akşam, hayatının temel direği olan babası Ali AYDIN ile birlikte Kayaş semtinden evlerine doğru yol almaktaydı. Baba-oğulun sükûnetle attığı bu adımlar, ülküye düşman, karanlık ve kalleş bir saldırının hedefi olacaktı.
Komünist militanların kurduğu pusu, bir ideali susturmak, bir cüreti bitirmek için hazırlanmıştı. O an, Hüsamettin, belki de babasını korumak adına kendini siper etti; belki de sadece inancının gerektirdiği o çelik duruşu sergiledi. Ama sonuç değişmedi: Gözleri dönmüş düşmanın hain ateşi, doğrudan onun gençliğine yöneldi.
ON BEŞ YARA İLE GELEN EBEDİYET
O karanlık saldırı anında, Hüsamettin Aydın’ın vücuduna tam on beş kurşun isabet etti. On beş yara; her biri bir ihanetin, bir kalleşliğin ve aynı zamanda onun sarsılmaz direnişinin simgesiydi. Kanının toprağa aktığı o yerde bile, Hüsamettin’in duruşu eğilmedi. Ağır yaralı olarak kaldırıldığı hastanede, hekimlerin tüm çabalarına rağmen, aldığı on beş yara, onun bu dünyadaki nöbetini tamamladığının ilanı oldu.
26 Mart 1980’de, Ankara’da, idealleri uğruna canını feda eden 26 yaşındaki yiğit, şahadet mertebesine erişti. Cenazesi, inandığı değerlerin sarsılmaz birer abidesi olarak, milletin vicdanına emanet edilmek üzere Karşıyaka mezarlığında toprağa verildi. O artık, korkunun değil, cesaretin yaşının 26 olduğunu tüm dünyaya haykıran, ebedi bir destandı.
"O şimdi, Karşıyaka'nın derinliğinde, bir milletin vicdanına adanmış on beş yara ile ebedi nöbetini tutmaktadır."