"Gencecik bir ömür, göğsünde taşıdığı adanmışlığın ateşiyle ölçülür; Cumali Pürsöken, o ateşi hiç söndürmeden yürüdü."
KİMLİĞİ VE KUTSAL YEMİNİ
Adı, Cumali Pürsöken. Henüz yirmi iki bahar görmüş, ancak ruhu çelikten dövülmüş bir isimdi. O, sadece Mersin’in Tarsus ilçesinden, Fevzi Çakmak Mahallesi’nde ikamet eden sıradan bir genç değildi. O, köklerinden beslenen, ailesinin de benimsediği kutsal bir duruşun, Türk Milliyetçiliğinin sarsılmaz bayrağını taşıyan Ülkücü bir neferdi.
Mesleği ne olursa olsun, Cumali’nin gerçek kimliği, kalbindeki vatan sevgisiydi. O, öğrencilik ve çalışma hayatının koşuşturmacası içinde dahi, inançlarından zerre kadar taviz vermeden yürüyen, tehlikenin kol gezdiği topraklarda dahi davasına adanmışlığıyla tanınan bir kahramandı.
ADANMIŞLIĞIN SON YOLCULUĞU
Tarih, 26 Mart 1980'i gösteriyordu. Memleketin üzerine kara bulutlar çökmüş, sokaklar, ideal sahiplerine karşı kurulmuş bir tuzak ağına dönüşmüştü. O gün, Cumali, basit bir görev bilinciyle, öğleden sonra evinden ayrıldı. Yapacağı şey, gündelik bir işti: Bisikletiyle çarşıya gitmek.
Ancak o karanlık devirde, Ülkücü olmak, her adımı tehlikenin üzerine atmak, her sokağa fedakârlık yeminiyle girmektir. O biliyordu ki, taşıdığı kimlik onu hedef tahtası yapıyordu; yine de geri durmadı, vazgeçmedi. Bisikletinin tekerlekleri, özgürlüğe doğru son dönüşlerini yaparken, o, alın yazısına doğru cesaretle ilerliyordu.
ÇAĞLAYAN CADDESİNDE DESTAN
O gün, iki karanlık gölge, ideallerin canına kastetmek için pusuda bekliyordu. İki komünist militan, Cumali’yi evinden çıktığı andan itibaren sinsice takip etti. Fevzi Çakmak Mahallesi’nin sessiz sokakları, Çağlayan Caddesi’nde kurulacak o büyük ihanet tuzağına tanık oldu.
Cumali, bisikleti üzerinde son yolculuğunu yaparken, karanlık eller kalleşçe harekete geçti. Tek başına, silahsız ve sadece inancıyla donanmış o yiğit, iki düşmanın namlusunun karşısında kaldı. Kurşun yağmuruna tutuldu. Bu, bir çatışma değildi; bu, bir idealin, alçakça bir pusu ile susturulmaya çalışılmasıydı. Ancak onlar, sadece genç bir bedeni durdurabildiler; Cumali Pürsöken’in duruşu, o caddeye ebedi bir destan olarak yazıldı.
ŞEHADET VE MİRAS
Cumali Pürsöken, inandığı değerler uğruna, yirmi iki yaşının baharında şehadeti kucakladı. Onun son nefesi, Fevzi Çakmak Mahallesi’nin kaldırımlarından gökyüzüne yükselirken, arkasında ne bir pişmanlık ne de bir geri adım izi bıraktı.
O, Türk Milliyetçiliğinin fedakârlık zincirine altın bir halka ekledi. Bedeni, Tarsus Şehir Mezarlığı’nın kutsal toprağına emanet edildi. Cumali, toprağa düştü, ancak inandığı Ülkü, onun kanıyla daha da güçlenerek bu topraklarda kök saldı. O, Tarsus’un unutulmaz, destansı kahramanıdır.
"Onlar sadece bir bedeni durdurdular; ancak gömdükleri her şehit, bu vatanın kalbinde yeniden yeşerecek sönmez bir iman tohumuydu."