"Vatan sevdası, er geç bir bedel ister; bu bedel bazen yüreğin en sağlam yerinden, bir kurucu kararlılığıyla ödenir."
KİMLİK VE MİRAS: İNANÇLA YÜKSELEN ADAM
Türk Milliyetçiliğinin sarsılmaz kalesi İstanbul’da, 26 Mart 1979 günü, takvimler karanlık bir fedakârlığa şahit oldu. Bu toprakların çetin kışında, adanmışlığıyla bir meşale yakan isimdi o: Ülkücü Şehit Ali Tezdoğan.
O, sadece bir meslek erbabı değildi; o, hayatını idamesi için cam işçiliği yapan, ancak ruhunu kutlu bir davaya adamış bir esnaftı. Eyüp’ün Pazariçi semtinde, hayatın tüm zorluklarına rağmen iki evlat yetiştiren bir babaydı, yuvasını kurmuş bir eşti. Fakat onun asıl yuvaya bağlılığı, Eyüp İlçe Teşkilatının kurucu harcını karmış olmasıydı. Ali Tezdoğan, sadece bir dükkanın sahibi değil, bir idealin kalesiydi.
YUVANIN KALBİ VE KORUYUCU DUVAR
Ali Tezdoğan’ın cam üzerine kurulu dükkanı, tesadüfen seçilmiş bir yer değildi; bu mücadelenin tam kalbinde, MHP Eyüp İlçe Teşkilatının hemen altında bulunuyordu. Sanki o, teşkilatın duvarı, ilk savunma hattıydı. O, bu kutsal çatı altındaki her ülküdaşının güvencesi ve kuruluş ruhunun canlı bir sembolüydü. Onun varlığı, sadece bir ticaret mekanı değil, bir nöbet yeri, bir adanmışlık karargâhıydı.
KARANLIK HÜCUM VE NÖBETİN SONU
O kara günde, 26 Mart’ın puslu İstanbul sabahında, şiddet gölgesi Eyüp semtinin üzerine düştü. Barış ve düzenin düşmanları, 20-25 kişilik devrimci-solcu komünist militanlar, bir kamyonetin içine doluşmuş, kana susamış bir nehir gibi yola çıkmışlardı. Hedefleri açıktı: Ülkücü hareketin kalbini sökmek.
İlk saldırı, Teşkilat binasına yönelikti. Silahlar ateşlendi, bomba atılarak kutsal mekânın duvarları sarsıldı. Ancak bu alçakça saldırının sadece parti binasına yönelik olmadığını biliyorlardı; onlar, kurucu ruhu, Ali Tezdoğan’ı hedef almışlardı.
ATEŞ ÇEMBERİNE YÜRÜYÜŞ
Parti binası ateş altındayken, militanların bir kısmı ayrıldı ve kurucunun, yuvanın hemen altındaki esnafın dükkanına yöneldi. Ali Tezdoğan, o an, geri çekilmeyi ya da saklanmayı seçmedi. O, kurduğu yuvaya atılan ateşi göğüslemek üzere oradaydı.
Onun dükkanı, o an, bir cam atölyesinden ziyade, bir direniş mevzisine dönüştü. Hain kurşunlar, acımasız bir yağmur gibi üzerine yağdırıldı. O, kurucusu olduğu bu kutsal davanın önüne siper oldu. Ailesine ve davasına olan sarsılmaz bağlılığı, o anki duruşunda mühürlendi.
Ali Tezdoğan, kurşunların yağmuru altında, fedakârlığın en yüce örneğini sergileyerek şehit edildi. Onun kanı, kuruluşuna imza attığı teşkilatın temelini sonsuza dek mühürledi. O gün yitirilen sadece bir can değildi; bu, bir davanın bedeli, bir ülkücünün son duruşuydu.
"O artık bir esnaf değil, mücadelesiyle yavanlığı yenen, şehadet şerbetiyle cam dükkanının duvarlarını sarsılmaz bir mabede dönüştüren ebedi bir nöbetçidir."