"Bazılarının hayatı, sadece yaşadığı yıllarla değil; uğrunda feda ettiği ideallerin büyüklüğüyle ölçülür. Mehmet Yiğit, adını şeref levhasına kanıyla yazan genç bir fedakârlığın adıdır."
KÖRKÜN’DEN YÜKSELEN YİĞİT SES
1979 yılının o karanlık günlerine doğru, Anadolu’nun kalbi Gaziantep’te, Körkün Kasabası’nın yiğit evladı Mehmet Yiğit, 25 yıllık ömrüne sığdırdığı büyük bir adanmışlıkla yürüyordu. O, sadece bir genç değil, milletinin bekası için yüreğini ortaya koymuş bir Türk Milliyetçisi ve Ülkücü Şehitti. Onun adı, karakterinin simgesiydi; bir duruşun, bir yeminin nişanesiydi.
YARIM KALAN SAĞLIK VE TAMAMLANAN VAZİFE
Genç Mehmet, geleceğe dair büyük umutlar taşıyordu. Atatürk Lisesi'nden taze bir mezun olarak, Gaziantep Yüksek Sağlık Okulu’nda 2. sınıf öğrencisiydi. O, milletine hem fikri hem de bedeni hizmet etmeye hazırlanıyordu. Bir yandan ülkenin yaralarını saracak bir mesleğin eğitimini alırken, diğer yandan 1979 yılının zorlu koşullarında ülkücülük sancağını dimdik tutuyordu. Onun yolu ilimden geçerdi, ancak hayatı, inandığı değerler uğruna düşman karşısına dikilmekle sınanmıştı.
26 MART 1979: ATEŞ ÇEMBERİNE DOĞRU
Takvimler 26 Mart 1979 Pazartesi sabahını gösteriyordu. Saatler 11.00 sularındaydı. Gaziantep’in Ünaldı Mahallesi’nde, gençlik yıllarının geçtiği Atatürk Lisesi’ne yakın bir noktada, Hasip Dürri Caddesi üzerindeki Fitey Kahvehanesi, Mehmet Yiğit’in hayatının son durağı olacaktı. O, iki yol arkadaşı Ali Soygil ve Ali İhsan Doğan ile birlikte, her günkü gibi sadece bir bardak çayın sıcaklığına sığınmıştı. Bilmiyorlardı ki, o çay molası, son nefeslerini vatan aşkına içtikleri bir yemin törenine dönüşecekti.
KAHPE KURŞUN VE EBEDİ KARDEŞLİK
Huzurun hakim olması gereken o mekâna, o anlarda komünist bir militanın karanlık gölgesi düştü. İdeolojik nefretle körleşmiş bir el, gençlik ve umut dolu hayatlara nişan aldı. Mehmet Yiğit ve onunla aynı ülküye gönül veren arkadaşı Ali Soygil, hain kurşunların hedefi oldu. Onlar, en masum anlarında, sadece inançlarından dolayı hedef seçildiler. Çay masasından kalkamadan, o an duruşlarından ve yeminlerinden zerre taviz vermeden şehit edildiler. Yanlarında bulunan ülküdaşları Ali İhsan Doğan ise ağır yaralı olarak o büyük bedelin ağırlığını omuzladı. Mehmet Yiğit, gençliğini ve umutlarını, milleti için feda ettiği o kahpe saldırıda, sadece 25 yaşında iken sonsuzluğa yürüdü.
ŞEHADETİ VE MİRASI
Mehmet Yiğit’in destanlaşan cansız bedeni, doğduğu topraklara, Körkün Kasabası’na geri döndü. O, ait olduğu toprağın kucağında ebedi istirahatgâhına defnedildi. Gençliğin en parlak çağında, okulu yarım kalmış bir öğrenci olarak değil; milletinin vicdanında ve hafızasında yer eden, alnı açık, onurlu bir kahraman olarak tarihe geçti. 25 yaşındaki o son nefes, davasına olan bağlılığının en görkemli ispatıydı.
"O, sadece bir hayatı değil; bir neslin umudunu taşıyan sancağı göğsünde taşıdı. Mehmet Yiğit’in ismi, unutulmaz bir fedakârlığın ve vatan aşkının 26 Mart 1979 günü Gaziantep semalarına kazınmış mührüdür."