"Bazı insanlar vardır ki, kalemlerini ve canlarını aynı anda feda ederler. Onlar, en zorlu sınavın verildiği yerde, destan yazan öğretmenlerdir."
GÖKLERE YAZILAN YEMİN
Gaziantep’in toprağı, sadece bir doğum yeri değil, Ali Soygil’in ruhuna işlenmiş bir yemin yeriydi. O, basitçe bir memur, sıradan bir vatandaş değildi; o, ülküleri uğruna çile çekmeyi seçmiş bir Türk Milliyetçisi, yüreği adanmış bir Ülkücüydü. Genç dimağları yetiştirdiği lisenin sıralarında hocalık yaparken, aynı zamanda Ülkü-BİR’in onurlu bir üyesi olarak davanın neferiydi. O’nun izi, kuru bir kayıttan ibaret değildi; ülkücü teşkilatların her birinde, alın teri ve sarsılmaz inancıyla yoğrulmuş bir emek vardı. Ali Soygil, sadece ders veren değil, yaşadığı değerleri öğreten bir çınardı.
ÖĞRETMENİN ATEŞTEN SINAVI
Ancak Gaziantep, o yıllarda, sadece bir şehir değil, bir imtihan sahasıydı. Şer kuvvetleri, vatanın birliğini hedef almıştı. Ülkücülerin üzerine çöken bu karanlık, her geçen gün daha da kalınlaşıyordu. Ali Soygil, bu acımasız mücadelenin tam ortasında duruyordu. Çok değil, birkaç gün önce, aynı mukaddes davanın bir neferi olan ülküdaşları Sadık Acar’ı şehit vermişlerdi. Bu kayıp, Ali Soygil’in omuzlarına düşen yükü artırmıştı. Kızıl katiller boş durmuyordu; onların hedefinde, Türk gençliğinin zihinlerini aydınlatan her ışık vardı. Ali Soygil, tehlikenin farkındaydı, ama bir milliyetçi için geri çekilmek, vazgeçmek anlamına gelirdi.
SON VAZİFEYE DOĞRU
26 Mart 1979 sabahı, her zamanki gibi görevinin başına, o kutsal eğitim yuvasına yürüyordu. Bu yürüyüş, sadece okula atılan adımlar değil, adanmış bir ruhun ölüme meydan okuyuşuydu. O biliyordu ki, görev yaptığı okulun yolu, bölücü ve yıkıcı ideolojilerin nefesiyle kuşatılmıştı. Bölücü Marksist örgüt mensupları, o gün bu vatanın çınarlarından birini daha devirmek, gençlerin idealizmini söndürmek için en alçak planlarını kurmuşlardı. Okulun yolu, kahramanın beklediği pusuya açılıyordu. O, bu yolu yürürken, arkasında bıraktığı idealizmin mirasçısı olan gençleri düşünüyordu.
26 MART 1979: ATEŞ ÇEMBERİ
Pusu kurulmuştu. Karanlık, cesareti kıskanıyordu. O yolunu kesenler, milletin istikbaline uzanan hain ellerdi. Ali Soygil’in duruşu, inancının gücünü yansıtıyordu. Ve o karanlık an geldi. O hain eller, şuurunu kaybetmiş bir nefretle tetiğe bastı. Bir öğretmen düştü; bir ülkü eri, canını vatan yoluna feda etti.
Gaziantep, o gün bir evladını daha toprağa değil, tarihin şeref sayfalarına emanet etti. Ali Soygil, görev başında, inancının bedelini ödeyerek, şehitler kervanına katıldı. O’nun kanı, sadece vatanın birliği için verilen bir feda değil, Türkiye Cumhuriyeti'nin geleceğine atılan ölümsüz bir imzaydı.
"Bir kahraman ölmez, sadece menziline ulaşır. Ve Ali Soygil’in şehadeti, öğretmenliğin en büyük, en destansı dersi olarak nesilden nesile aktarılacaktır."