"Bazı yiğitler, hayatı bir defter gibi açar; ilk sayfasına Vatan yazar. Ahmet Güzel de, 26 yıllık ömrünü, adanmış bir imza gibi tarihin kalbine atmıştır."
KİMLİĞİ VE YÜREĞİNDEKİ YEMİN
O, Antalya’nın kadim topraklarında, Serik’in Aşağı Kocayatak köyünde 1 Ocak 1952 tarihinde dünyaya gözlerini açtı. Adı Ahmet Güzel’di; ancak yaşamının her anı, taşıdığı soyadının ötesinde, duruşuyla güzeldi. Henüz 26 bahar görmüş bu genç fidan, sırtına yüklediği ağır sorumlulukla, Türk Milliyetçiliği davasının sarsılmaz bir neferi, Ülkücü hareketin çelikten iradesiydi. Ankara’nın çetin kışlarında, Dil, Tarih ve Coğrafya Fakültesi’nin koridorlarında ilmin ışığını ararken, yüreğinde taşıdığı imanla karanlık çağlara meydan okuyordu.
DİL, TARİH VE BİR GENÇ ADANMIŞLIK
Ahmet Güzel, davası uğruna çıktığı bu yolda, kimseden el açmadı, kimseden yardım beklemedi. Onun onuru, alın teriyle yazılmıştı. Gündüz ilim peşinde koşan bu azimli öğrenci, hayatın zorlukları karşısında dahi boyun eğmedi; okuyabilmek için durmadan çalıştı. O, sadece bir öğrenci değildi; o, kendi emeğiyle yükselen, karakteriyle çevresine ışık saçan, kararlılığın ve bağımsızlığın simgesiydi. Onun mesaisi, sadece ders kitaplarıyla değil, aynı zamanda ülkesinin geleceği için verdiği sessiz mücadeleyle doluydu.
O KARANLIK PAZAR: İHANETİN YAĞMURU
Ancak bazen en büyük ışıklar, en karanlık gecelerde söndürülmek istenir. Takvimler 26 Mart 1978 Pazar akşamını gösterirken, Antalya’nın Döşemealtı İlçesi Piyadin Mahallesi, soğuk bir ihanete sahne oldu. Gökyüzü ağlıyor, yağmur damlaları sanki yaklaşan felaketi haber veriyordu. DEV-GENÇ’li militanlardan oluşan kalleş bir grup, o mütevazı, çalışkan gencin huzurlu evini hedef aldı.
KANIMLA YAZILAN DESTAN VE SON NİŞAN
O anlar, sadece bir cinayet değil, tarihe kazınan bir fedakârlık destanı oldu. Ahmet Güzel, inancının bedelini ödemeye hazırlanırken, onu canından çok seven bir yürek, çelikten bir kalkan gibi öne atıldı. Üvey annesi Meryem Güzel, kurşunların hedefine doğru kendisini fırlattı! Oğlu yerine vurulmayı seçen bu yüce ruh, ağır yaralar alsa da, annelik şefkatinin ne demek olduğunu kanıyla yazdı. Ahmet Güzel, bu hain saldırı sonucu, kendi yuvasında, vatanının geleceğine adadığı 26 yaşında şehadet şerbetini içti. Canı, Döşemealtı’nın ıslak toprağına damladı.
Bu büyük kaybın ardından yapılan incelemede, şehidimizin üzerinden çıkan cüzdan, onun kim olduğunu bir kez daha ilan etti: Cüzdanında, davasının ve inancının rehberi Başbuğumuz Alparslan Türkeş’in resmi duruyordu. O resim, Ahmet Güzel’in son anına kadar nasıl bir yolda yürüdüğünün, kalbinin hangi ülküyle attığının en somut nişanesiydi. Cenazesi, inancının toprağı olan Antalya Döşemealtı mezarlığında, ebedi uykusuna uğurlandı.
"O, sadece bir can değildi; o, toprağa düşen bir andın mührüydü. Ahmet Güzel’in 26 Mart 1978’de akan kanı, Milliyetçi hareketin hafızasına kazınmış, unutulmaz bir yemindir."