"Bazı ruhlar, fırtınanın tam ortasında doğar ve inanmak, onlar için hayattan daha büyük bir yemindir."
I. KİMLİK VE ADANMIŞLIĞIN GENÇ YÜREĞİ
O, yalnızca bir fert değildi; bir davanın genç yeminli neferiydi. Adı Hasan Güven’di. Samsun’un sinesinde filizlenmiş, ruhu Türk Milliyetçiliği aşkıyla yoğrulmuştu. Henüz hayatının baharında, 19 yaşının zirvesinde duruyordu. Mesleği ‘öğrenci’ olarak kayıtlara geçse de, O’nun asıl görevi, lisede üstlendiği Ülkücü teşkilat başkanlığıydı. Bu, sadece bir unvan değil, fırtınalı bir çağda cesaret ve kararlılıkla ön safta durmanın simgesiydi. Güven ailesi, Yenidoğan mahallesindeki yuvalarında, inançlarını bir miras gibi taşımış, her ferdiyle ülkücü duruşun bedelini ödemeye hazır bir ocaktı.
II. 12 GÜNLÜK YAS VE KARARLILIK
Hasan, sadece kendi hayatını değil, yaşadığı dönemin tüm ağırlığını omuzluyordu. Yaşadığı dram, tek başına bir gencin hikayesi olmaktan çıkmış, bir ailenin kaderi haline gelmişti. 13 Mart 1980... Şehadet, o eve ilk kez on iki gün önce, kardeşi Hüseyin Güven’in soğuk bedeniyle gelmişti. Daha ilk evladının acısı taze, toprağı kurumamışken; Hasan, etrafındaki tehlike çemberinin daraldığını biliyordu. Kardeşinin kanının döküldüğü sokaklarda, davasından geri adım atmadı. O, yasıyla dimdik ayakta durarak, canı pahasına aldığı nöbeti devretmeyi reddeden asil bir kahramandı.
III. FEDAKÂRLIĞIN SON SABAHI: 25 MART 1980
Takvimler 25 Mart 1980’i gösterdiğinde, Samsun, bu genç yiğidin kader anına şahit oldu. Her sabah olduğu gibi, Yenidoğan mahallesindeki bakla dükkanlarını açmak için yola çıktı. Bu, sıradan bir ticari faaliyet değildi; bu, hayatın devam ettiğini, inancın durmayacağını gösteren günlük bir meydan okumaydı. Ancak o sabah, karanlık pusu kurmuştu. Devrimci, solcu, komünist militan katiller, namlularını, gencecik bir lidere, davasından dönmeyen bir yiğide doğrulttular. Kurşunlar, Hasan’ın adanmış göğsüne isabet ettiğinde, kahramanımız ağır yaralandı. Olay yerinden hastaneye doğru taşınırken, inancının mükafatına kavuştu; henüz yolda, iki hafta önce kaybettiği kardeşi Hüseyin’e kavuşmak üzere Şehadet şerbetini içti.
IV. ÜÇ KERE ÖDENEN BEDEL
Hasan’ın şehadeti, bu ülkücü ailenin üzerine sonu gelmez bir acı tufanı olarak indi. Hayatın baharındaki iki evladını on iki gün arayla toprağa veren baba Duran Ali Güven, bu tarifsiz kederin yükünü taşıyamadı. Kahraman evlatlarının ardından, babanın kalbi de acıya yenik düştü ve kısa bir süre sonra o da ebediyete intikal etti. Onlar sadece iki evlat kaybetmemişti; bir baba, en büyük fedakarlığın bedeli olarak hayatını vermişti. Yetmedi! 12 Eylül Darbesinin karanlık günleri geldiğinde, bu acılı aile, yaşadıkları trajedinin üstüne bir de polislerin baskı ve işkencelerine maruz kalarak, bu milletin davası uğruna üç kat daha fazla ıstırap çekti.
Onlar sadece şehit olmadılar; onlar, bir davanın bayrağını en yüksek bedelle göğe çeken kutsal bir aile meşalesi yaktılar."