"Vatan, sınırlarının çizildiği yerde değil, genç bir yiğidin yüreğiyle çizdiği adanmışlık dairesinde başlar. 22 yıllık ömrüne sığdırdığı destan, gençliğin yeminidir."
I. GENÇ BİR YEMİN: KİMLİĞİ VE DURUŞU
Tarih, bazen en büyük kararları, henüz hayatının baharındaki omuzlara yükler. Giresun'un Keşap ilçesine bağlı Gönüllü Köyü'nde, toprağın sadakatiyle yoğrulmuş bir yiğit doğmuştu: Selami Aynur. O, sadece Giresun Üniversitesi İşletme Fakültesi’nin bir öğrencisi değildi; O, Milliyetçi ruhun ve Ülkücü ahlakın genç bir yolbaşçısıydı.
2009 ile 2011 yılları arasında, Giresun Ülkü Ocakları İl Başkanlığı görevini layıkıyla taşıyarak, henüz yirmi yaşına varmadan davasına rehberlik etmişti. Onun için ilke, sadece bir düşünce değil, uğrunda yaşanacak ve gerekirse sınır tanımayacak bir eylemdi. Ancak kader defterine yazılan o son sayfa, onu kitapların arasından çekip, çetin bir cenk meydanına çağırdı.
II. ÇAĞRININ KANAT SESİ: TARİHİ BORÇ VE KARA TEHDİT
O günlerde Anadolu'nun hemen yanı başında, Suriye topraklarında bir tarih feryat ediyordu. Osmanlı Devleti’nin kurucusu Osman Gazi’nin büyük dedesi Süleyman Şah’ın türbesi, Türkiye’nin yurt dışındaki tek kutsal toprağı, kara bir tehdit altındaydı. El Kaide bağlantılı IŞİD terör örgütü, bu mukaddes emaneti yerle bir etme tehdidi savurarak, Türk askerinin korumasındaki bu toprağın üç gün içinde boşaltılması fermanını yayımlamıştı.
Bu ferman, 22 yaşındaki Selami Aynur’un kalbinde derin bir yankı buldu. Vatanın sancağının düştüğü, Türkmen kardeşlerin çaresiz kaldığı yerde duramazdı. O, kuru bir coğrafya sınırını değil, bin yıllık bir sorumluluğu omuzlamayı seçti. Üniversite sıralarını terk etti ve gönüllü bir nefer olarak, zor durumdaki Türkmen kardeşlerine destek olmak, bölgedeki Türk askerine omuz vermek üzere Suriye’nin cehennemi sayılan topraklarına doğru yola çıktı.
III. ATEŞTEN GÖNÜLLÜLÜK: SON ADIM
Selami Aynur, o karanlık coğrafyaya bir "Türkmen askeri" ruhuyla, bir adanmışlık yeminiyle ayak bastı. Yanındaki diğer Türk mücahitlerle birlikte, tarihin kendilerine yüklediği görevi icra ederken, çetin bir mücadeleye girişti. O mücadelenin detayları, o son çatışmanın hangi mevzide, hangi anlık kararla çıktığı belki de sır olarak kalacaktır.
Ancak bilinmektedir ki; 24 Mart 2014 günü, Suriye’de çıkan kanlı çatışmaların neticesinde, Selami Aynur geri çekilmeyi reddederek, bilinmezliğin ve tehlikenin üzerine kahramanca yürüdü. O, sadece bir kurşunla değil, ebediyete doğru atılan bir fedakârlık adımıyla şehit düştü. Genç bir ülkücünün hayatını adadığı vatan sevgisi, sınırların ötesinde, kutsal bir emanetin savunmasında mühürlenmişti.
IV. GÖNÜLLÜ KÖYÜ’NE DÖNÜŞ VE EBEDİ UĞURLAMA
Şehit Selami Aynur’un ruhu, 24 Mart 2014’te vatan semalarına yükselirken, naaşı memleketi Giresun’a getirildi. Tüm şehir, genç kahramanını karşılamak üzere akın etti. Önce Atatürk Meydanı’nda, adanmışlığın büyüklüğünü anlatan görkemli bir tören düzenlendi.
Milliyetçi Hareket Partisi Merkez Yürütme Kurulu Üyesi İsmail Bozalioğlu, bu yüreği yanan kalabalığa hitap ederken, Selami Aynur’un davasını özetledi: “Ülkü Ocakları eski il başkanı Selami Aynur, Türkmen kardeşlerimize destek olmak için gittiği Suriye’de şehit olmuştur.” Bu sözler, eylemin ne kadar bilinçli ve ne kadar büyük bir sevdanın eseri olduğunu tescilledi.
Saygı duruşu ve İstiklal Marşı’nın okunmasının ardından, kahramanın şanlı Türk bayrağına sarılı naaşı, binlerce tekbir sesi eşliğinde omuzlarda taşınarak Hacı Miktat Camisi’ne ulaştırıldı. Giresun İl Müftüsü Muhittin Oral tarafından kıldırılan cenaze namazının ardından, Selami Aynur’un bedeni, doğduğu toprağa, Keşap ilçesi Gönüllü köyündeki aile kabristanlığına emanet edildi.
O, 22 yaşında iken, sadece bir öğrenci olarak değil, tarihin borcunu ödeyen, sınırları aşan bir kahraman olarak ebediyete uğurlandı.
"Selami Aynur, sadece 22 yıllık bir ömrü değil, vatanın bekası uğruna atılacak her bir adımı imzalayan ölümsüz bir mührü toprağa bırakmıştır. O mühür, gençliğin kalbindeki en kutsal anddır."