"Vatanın geleceği, sıradan bir günde bile inancından vazgeçmeyenlerin ve kararlılıkla ayakta duranların omuzlarında yükselir."
KARS'IN SÖZÜNDEN DOĞAN KAHRAMAN
Takvimler 24 Mart 1980’i gösterdiğinde, Anadolu coğrafyası çetin bir destanın daha sessiz tanığı olacaktı. Metin Bağış. Adı, Türk Milliyetçiliği davasına adanmışlığın Kars’taki sarsılmaz mühürüydü. O, doğduğu toprakların, Kars’ın bir evladıydı; Ortakapı mahallesinin kalbinde ikamet eden, sadece 28 yıllık kısa ömrüne büyük idealleri sığdırmış bir yiğitti. Hayatının baharında, ülkü denen kutsal davayı yüreğinde taşıyan bu genç nefer, milletinin istikbali için bedel ödemeye hazır olduğunun bilinciyle yaşıyordu.
İDEALLERİN VE EMEĞİN MİMARI
Metin Bağış, sadece sözle değil, eylemle de davasına bağlıydı. O, ÜLKÜ-KÖY Kars Şubesi il yönetiminde görevliydi; yani idealizmi, sadece şehir merkezinde değil, ülkenin en ücra köşelerinde yaşayan vatandaşlarının da yüreğine taşımakla yükümlüydü. Fedakarlığı ve liderliği, geleceğe dair somut adımlar atma arzusunu da beraberinde getiriyordu. Şehit edilmesinden yalnızca bir ay önce, Sanayi Çarşısı’nda kendi emeğiyle bir Nalburiye dükkanı açmıştı. Bu dükkan, onun geleceğe duyduğu umudu, milletine hizmet ederken namusuyla yaşama arzusunu simgeliyordu; bir eli işinde, diğer eli ise davasının bayrağındaydı.
SAKİNLİĞİN ORTASINDAKİ SON VARDİYA
Karanlık gölgelerin ülkenin üzerine çöktüğü o hain gün, Metin Bağış’ı en masum anında buldu. 24 Mart 1980’de, Kars Sanayi Çarşısı'ndaki dükkanında oturuyordu. Bir idealistin omuzlarındaki tüm ağırlığa rağmen, o anın sükûneti içinde elinde bir gazete vardı. O, sadece ülkesinin haberlerini okuyan, dürüst bir esnaftı; ancak içinde bulunduğu çağ, sadece inançlarını haykırdığı için bile en büyük tehlikeyi üzerine çeken bir kahramanlar çağıydı. O an, dükkanın kapısı, tarihin o karanlık sayfasını açacak bir ölüm fırtınasıyla çalındı.
MİLLİYETİN SON NEFESİ: KARS ATEŞ ÇEMBERİ
Metin Bağış’ın sükûneti, içeriye giren üç solcu, devrimci-komünist militan tarafından vahşice bozuldu. Onlar, fikirlerin değil, kurşunların konuşmasını isteyen düşmanlardı. Dükkanına sığınmış, ekmeğini kazanmaya çalışan bir ülküdaşımıza karşı, sinsi bir pusu kurmuşlardı. Gözlerinde nefret ve ellerinde silahlarla, kararlılığın ve inancın simgesi olan Metin Bağış’ın üzerine yürüdüler. O karanlık eller, silahlarını ateşlediğinde, Metin Bağış, dükkanında, kurduğu hayatın tam ortasında, davasının en kutsal bedelini ödedi. Bir gazete okuma sükûneti içinde başlayan an, tarihin en acımasız ve kahramanca fedakarlığıyla mühürlendi. O, Sanayi Çarşısı’nda düştü; ancak inancıyla yaktığı meşale, Kars semalarında asla sönmeyecek bir ateşe dönüştü.
"O, sadece bir dükkanda değil, milletinin geleceğe uzanan kararlılığının en ön safında şehit düştü; Metin Bağış, adını ölümsüzlüğün defterine kanıyla yazmıştır."