"Bazı hayatlar, sadece yaşadıkları günlerle değil, uğruna yürüdükleri sonsuz yol ile anılır."
KİMLİĞİ VE İDEALE ADANMIŞ RUH
Karadeniz’in asil toprağı olan Trabzon’da başlayan bir hayat hikayesiydi onunki. Ali Kemal Akçay, adını sadece bir isim hanesine değil, Türk Milliyetçiliği davasının şeref defterine altın harflerle yazdıracak olan bir kahramandı. O, hayatını en kutsal saydığı değerlere adamış, inancını nefesi bilmiş bir Ülkücü Şehit olarak tarihe mühürlendi.
MİLLİYETÇİLİĞİN ÖĞRETMENİ
Eğitim Enstitüsü’nden mezun olduğunda eline aldığı diploma, onun için sadece bir meslek icra etme aracı değildi; genç zihinleri yoğuracak, ülkenin geleceğini inşa edecek bir meşale tutma göreviydi. Bir Öğretmen olarak, Kırıkkale Merkez’de sadece ders vermedi, aynı zamanda ülkücü duruşuyla da gençliğe yol gösterdi. Bu adanmışlık onu sadece sınıf duvarları içinde bırakmadı; davasının en ön saflarına taşıdı ve Kırıkkale ÜLKÜ-BİR Şubesi’nin saygın başkanı oldu. O, cephede savaşan bir nefer değil, nesillere ideal aşılayan bir rehberdi. Ardında bıraktığı yuvası, canından çok sevdiği eşi ve henüz hayatlarının baharında olan 3 evladı vardı. Ancak o biliyordu ki, ailesi için verdiği mücadele, milletinin geleceği için verdiği mücadeleden ayrı değildi.
24 MART’IN YOLCULUĞU VE SON VAZİFE
24 Mart 1979, sadece bir takvim yaprağı değil, bir kararlılık yemininin atıldığı gündü. Dava arkadaşlarının yürekleri, Samsun’da Başbuğ Alparslan Türkeş’in yüksek sesle yankılanan hitabıyla doluydu. Ali Kemal Akçay, bu büyük buluşmanın, bu manevi enerjinin parçası olmak üzere yollara düşmüştü. Bu yolculuk, onun için sıradan bir seyahat değil, inancının tazelendiği bir hacdı. Görev tamamlanmış, sözler verilmiş ve yürekler yeniden doldurulmuştu.
Kırıkkale’ye dönüş yolculuğunda, yanındaki yiğit yol arkadaşı, Kırıkkale MHP İlçe Teşkilatı Başkanı Osman Bozkır’dı. İki lider, memleketlerine, yuvalarına ve bekleyen görevlerine dönüyorlardı. Onlar, büyük bir davanın yükünü omuzlarında taşıyarak, geride bıraktıkları ışığı tekrar yakmak üzere yoldaydılar.
KADERİN KARŞILAŞMASI VE GÖĞE YÜKSELİŞ
Ancak bazen kader, kahramanları en beklemedikleri anda, en büyük vazifenin dönüş yolunda durdurur. Çorum ile Sungurlu arasındaki o ıssız yol kesiti, iki adanmış yüreğin son durağı olacaktı. Geriye dönüş, bir kamyonun şiddetli çarpışmasıyla, feci bir kazaya dönüştü.
Görevden dönerken, ideal uğruna atılan son adımda, karanlık bir yolda, iki ülküdaş birlikte düştüler. Ali Kemal Akçay ve Osman Bozkır, Samsun'da verdikleri sözün mührünü, Çorum yollarında kanlarıyla tasdik ettiler. Onlar, en kutlu vazifelerini tamamlayıp memleketlerine dönerken, bu aziz vatanın davası uğruna, o anda şehadet makamına yükseldiler. Bir Öğretmen, bir başkan, bir baba; hepsi bir anda, davasının yolunda ölümsüzleşti.
"Onlar, bir davadan dönmezken, yolda düştüler; ancak isimleri, adanmışlığın altın sayfasına ebediyen yazıldı."