“Bazı isimler sadece birer tarih ve yer değildir; onlar, adanmışlığın mühürlendiği, bir davanın bedelinin ödendiği destansı anlardır.”
YÜREĞİ VATAN AŞKIYLA ÇARPAN ADAM
O, sadece bir isim değildi; o, köklerine sıkı sıkıya bağlı, inancıyla yoğrulmuş bir duruşun timsaliydi. Mersin’in toprağı, Gülnar İlçesi'nin Konur Köyü’nde yeşeren bu yiğit fidan, ömrünü Türk Milliyetçiliği davasına adamış bir Ülkücü Şehit: Mehmet Ali Tuna. O, 54 yıllık ömrüne, yalnızca büyük bir aile reisi olmanın onurunu değil, aynı zamanda zorlu bir coğrafyada vatan sevgisini ilmek ilmek işleme sorumluluğunu sığdırmıştı. Ailece bir meşale yakan Tuna ailesi, on çocuğuyla birlikte inançlarından asla taviz vermemişlerdi.
ON ÇOCUĞUNUN BABASI, KÖYÜNÜN SIĞINAĞI
Mehmet Ali Tuna, sadece evinin babası değil, aynı zamanda köyünün kılavuzuydu. 1973 yılında girdiği yerel seçimlerde, halkın ona duyduğu güvenle Konur Köyü’nün Muhtarı oldu. İlk döneminde (1973-1977) gösterdiği içten ve başarılı çalışmalar, onun sadece bir görevli değil, halkının dert ortağı olduğunu kanıtladı. 1977 yılında, karanlık ideolojilerin toplumu tehdit ettiği o sancılı yıllarda, o korkuya kapılmak yerine sorumluluğu bir kez daha omuzladı ve ikinci dönem muhtarlık mührünü yeniden kazandı. Onun liderliği, sadece idari bir görev değil, zorlu günlerde davasının sarsılmaz kalesi olmaktı.
SANCILI YILLARIN MUHTARI: GERİ ADIM ATMAYIŞ
Hizmet aşkı, Mehmet Ali Tuna'yı geri adım atmamaya zorladı. Ülkesinin 1980'e doğru adım adım ilerlediği çatışma ve kutuplaşma ortamında dahi, o, görevini başarmak için içtenlikle çalışmaya devam etti. İkinci döneminin üçüncü senesiydi. Tehlikenin gölgesinde dahi olsa, halkıyla iç içe olmaktan vazgeçmedi. Onun varlığı, devrilmeye çalışılan bir devletin vicdanı, bir milletin inancının sembolüydü.
DEMİRTAŞ’TA SÖNEN BİR IŞIK, YÜKSELEN BİR DESTAN
Takvimler, 23 Mart 1980’i gösteriyordu. Mersin'in Toroslar İlçesi, Demirtaş Mahallesi'nde, halkın ortasında, bir kahvehanede oturuyordu. O an, ideolojik nefretin karanlık elleri tarafından hedef seçildi. Komünist militanlar, bir halk liderini, bir dava adamını susturmak amacıyla sinsice bir silahlı saldırı düzenlediler.
Mehmet Ali Tuna, milletinin ve davasının bedelini öderken, vücudunun çeşitli yerlerine isabet eden kurşunlarla olay yerinde, onurunu son nefesine kadar koruyarak şehit oldu. O, teslim olmadı; mücadelesini görev başında noktaladı. Kahramanlığı, o zorlu dönemde sırtını dönmek yerine halkının arasında, en tehlikeli yerde durmayı seçmesinde saklıdır.
Mehmet Ali Tuna’nın naaşı, doğduğu toprakların şefkatli kucağına, Konur Köyü’ne emanet edildi. Ancak onun ruhu, 10 çocuk babası bir dava adamının, inancından vazgeçmediği için ödediği ağır bedelin sembolü olarak, hürriyet mücadelesinde ebediyen yaşamaktadır.
“Şehadet, yalnızca bir son değil, ardında onurlu bir milletin geleceği için yakılan ve asla sönmeyecek bir meşaledir.”