"Bazı hayatlar, sadece bir mesleği değil, bir milletin vicdanını onarmak için yaşanır; İsmail Aslan’ın öyküsü, bir adanmışlık yemininin destanıdır."
---
I. KİMLİĞİ VE BİNBİR ZORLUKTAKİ AİLE OCAĞI
Türk Milliyetçisi Ülkücü Şehit İsmail Aslan, Samsun’un kadim topraklarında, Vezirköprü İlçesi’nde filizlendi. Onun hayatı, bir tamirhanenin alın teri kokan ciddiyetinde örülmüştü. O, sadece bir Traktör Tamircisi değildi; o, toprağın gücüne ve emeğin kutsallığına inanan bir halk adamıydı. En büyük mirası ve en büyük zaafı, yedi kişilik bir dünya kurmuş olmasıydı: Kendisi ve sevgili eşinin yanında, omuzlarında taşıdığı altı çocuğu vardı. Bu aile ocağı, onun kalesiydi; ama vatan sevgisiyle yanıp tutuşan yüreği, bu kaleyi aşan, daha büyük bir sancağa bağlıydı.
II. İDEALİN KALESİNDE BİR NEFER
İsmail Aslan, sadece tamir işiyle yetinmedi; 1976 ve 1977 yılları arasında, inancının sarsılmaz kalesi olan Ülkü Ocakları Derneği Vezirköprü İlçe teşkilatında başkan yardımcılığı gibi kutlu bir görevi sırtlandı. Karanlık güçlerin ülkeyi bölmeye çalıştığı o çetin yıllarda, o, fikri mücadelenin ön safında, sessizce, dürüstçe ve korkusuzca durdu. O, ailesi için sağladığı ekmeği, milleti için de bir duruş ve bir adanmışlık olarak ortaya koyuyordu. Bu adanmışlık, onun en büyük silahıydı.
III. GECENİN KALBİNE DOĞRU SON YOLCULUK
Takvimler 23 Mart 1980’i gösteriyordu. Memleketin üzerindeki karanlık, henüz şafağa teslim olmamış, en derin saatlerini yaşıyordu. İsmail Aslan, yine bir görev yolculuğundaydı. Yanında, kader ortağı olan, Güla lakaplı Ülkücü Şehit Nejat Şen bulunuyordu. Samsun’da, Vezirköprü’nün Kumral Köyü’nden yola çıkmışlar, Türkmen Deresi Köyü’ne doğru ilerliyorlardı.
Bu, bir traktörün üzerinde, basit bir köyler arası seyahat gibi görünse de, aslında o dönemin kahramanlarının sık sık yürüdüğü, sonu belirsiz, tehlikeli bir görev hattıydı. O traktör, bir kahramanın son kalesi, son makinesi olacaktı.
IV. 23 MART 1980: KARANLIĞIN PUSU
Gece yarısı çöktüğünde, Vezirköprü yollarının ıssızlığına hain bir gölge düştü. İsmail Aslan ve Nejat Şen, karanlığın ortasında, alçak bir pusuya düşürüldüler. Düşman, yüz yüze gelme cesaretini gösterememiş, sessizliği ve zayıf anı kollamıştı.
Bu hain saldırının vahşeti sadece iki kahramanla sınırlı kalmadı. Olay yerinde, vuruldukları traktörün üzerinde, masum bir genç de vardı: Nejat Şen’in oğlu Selami Şen. Genç Selami, bu zulmün acımasızlığına şahit oldu ve bacağından aldığı tam dört kurşunla yaralandı.
İsmail Aslan, bu karanlık eylemde, inandığı değerler uğruna sarsılmaz bir duruş sergiledi. Bir tamircinin elleri, o gece vatanın namusu için kalkan oldu; 23 Mart 1980, onun Samsun semalarında şehadet şerbetini içtiği, adını tarihe kanla yazdırdığı an oldu.
V. ŞEHADETİN ÖLÜMSÜZ MİRASI
O gece, İsmail Aslan hayatını kaybetmiş olabilir; ama o, altı çocuğuna miras bıraktığı soyadı ve davasının temizliğiyle ölümsüzleşti. O, sadece bir şehit değil; yoksulluğun ve yokluğun ortasında dahi inancından ödün vermeyen, mesleğiyle ve ailesiyle mütevazı bir hayat sürerken, milletinin geleceği için tehlike çemberine yürümekten çekinmeyen bir destandır.
---
"Ne zaman bir traktör tekeri çamurda dönse, ne zaman altı yetimin adı anılsa; 23 Mart 1980, bir tamircinin davası için ödediği en ağır bedeli ve bıraktığı sonsuz onuru hatırlatır."