"BAZI HAYATLAR, SADECE BİRER TAKVİM YAPRAĞI DEĞİL, BİR MİLLETİN ONUR DEFTERİNE KANLA YAZILMIŞ BİRER YEMİNDİR."
BİR DURUŞUN MİHVERİ: FERİDUN BAŞ
Samsun’un Kavak İlçesi’nin Hızariye Köyü’nde kök salan, ancak ruhu tüm vatanı kucaklayan bir kahramandı o. Adı Feridun Baş’tı. Hayatının henüz baharında, 28 yaşında, evli ve ülkücü davasının sarsılmaz bir neferiydi. O, sadece bir meslek erbabı değil, Türk Milliyetçiliği idealinin yılmaz bir savunucusu ve geleceğin inşasına kendini adamış bir neferdi.
IŞIK YAKAN BİR ÖĞRETMENİN YOLCULUĞU
Feridun Baş, zekâsını ve kararlılığını ilimle bileyenlerdendi. Önce Perşembe Öğretmen Okulu’ndan, ardından zorlu bir eğitim süreciyle Ankara Üniversitesi Fen Fakültesi’nden mezun olarak, hizmet bayrağını en yükseğe taşıdı. Onun için öğretmenlik, sadece bir görev değil, milletin vicdanını inşa etme sanatıydı.
Erzincan Lisesi’nde geçen üç yılın ardından, doğduğu topraklara, Samsun’a dönmek istedi. Mitatpaşa Kız Lisesi’ne tayinini talep etse de, kader onu zorlu bir mevziye, Devrim Lisesi’ne yönlendirdi. O, nerede olursa olsun, inancını taşımaya hazırdı. Aynı zamanda ÜLKÜ-BİR çatısı altında, fikri mücadelesini de kararlılıkla sürdürüyordu. O, kalemiyle savaşan, ama gerektiğinde duruşuyla da cephe olan bir idealistti.
KARANLIĞA ATILAN SON ADIM
1978 yılının karanlık ve puslu günleriydi. Ülküdaşımız Feridun Baş, taşıdığı bayrak ve savunduğu değerler yüzünden hedef haline gelmişti. Kararlılığının bedelini ödemeye zorlandığı o kara gün, 15 Mart 1978’de geldi. Komünist militanlar, korkakça bir eylemle, silah zoruyla onu hayatından ve görev yerinden kopardılar.
Onu, Samsun’un yakınlarındaki Havza Kazası civarındaki ıssız bir araziye götürdüler. Feridun Baş, burada inancının son sınavına tabi tutulacağını biliyordu.
İNANÇ UĞRUNA SON NEFESİN YÜCELİŞİ
Kahraman öğretmen, davasından vazgeçmesi için ağaca bağlanarak esaret çemberine alındı. Ardından akıl almaz işkenceler başladı. Gözü dönmüş caniler, sırf inancından dönmesi için ona en vahşi, en insanlık dışı zulümleri reva gördüler. Metnin satırlarına sığmayan, yüreklerin dahi kaldırmayacağı vahşetle, derisini vahşice yüzdüler.
Feridun Baş, tek bir kelime ile kurtulabileceği, tek bir eğilme ile zulmü dindirebileceği yerde, adeta çelikleşti. O beden, ideallerin yıkılmaz kalesi oldu. Ağır işkencelere direndi, zorluğa göğüs gerdi ve zihnine hükmetmeye çalışan zorbalara ruhunu teslim etmedi.
Fiziksel bedeni bu çetin direnişe daha fazla dayanamadı ve Feridun Baş, 22 Mart 1978 tarihinde Samsun topraklarında şehadet şerbetini içerek ölümsüzleşti. Vücudunu işkenceyle parçalamış olabilirlerdi, ancak ruhunu ele geçiremediler.
"O, acının en şiddetlisine maruz kaldığı o topraklarda düştü; ancak Feridun Baş’ın düştüğü yer, sıradan bir mezar değil, Türk Milliyetçiliği davasının sarsılmaz onur anıtıdır."