"Bazı ruhlar, yeryüzüne sadece bir görev için iner; onlar toprağa düştüğünde dahi, gökyüzüne bir sancak çeker."
YÜREĞİ KERKÜK’TEN VAN’A UZANAN YİĞİT
27 yıllık kısa ömrüne, nesiller boyu sürecek bir destan sığdıran Türk Milliyetçisi Ülkücü Şehit Suat Kürşat, 03 Aralık 1949’da, medeniyetlerin beşiği Van’da dünyaya gözlerini açtı. O, sıradan bir ailenin ferdi değil, asırlar önce Osmanlı coğrafyasının kalbi Kerkük’ten Van’a göç eden, Han oğlu soyundan gelen kutlu bir Türkmen ailesinin altı evladından üçüncüsüydü. Bu göçün ve aidiyetin derin bilinci, onun ruhuna çocukluktan itibaren vatan aşkını, fedakârlığı ve milli kimliğin sarsılmazlığını işledi.
İMANIN VE BİLGELİĞİN ZIRHI
Suat Kürşat’ın hayatı, sadece inançla değil, bilgelikle ve çelikleşmiş bir iradeyle örülmüştü. İlköğretimini Van Hüsrev Paşa’da, orta ve lise eğitimini ise Atatürk Lisesi'nde tamamladı. Spor salonları, onun davasına hizmet edecek bedeni güçlendirdiği tapınaklardı; jimnastik, judo ve tekvando ile nefsine hâkim olmayı öğrendi. Ancak asıl gücü, okuduğu sayısız kitaptan ve sarsılmaz imanından geliyordu. O, çağının karmaşasında yolunu asla şaşırmayan, “dini bütün” bir duruşun timsaliydi; öyle ki, her an göreve hazır olmanın bilinciyle, abdestsiz adım atmamaya azmetmişti.
MÜCADELE ATEŞİ VE BAŞBUĞ’UN YOLDAŞI
Yükseköğrenim hayatı, onun nasıl bir idealist olduğunu tüm çıplaklığıyla gözler önüne serdi. Önce Ankara Gazi Eğitim Enstitüsü’nde yaktığı ilim meşalesini, İzmir’e taşıdı. İzmir’de kazandığı Ege Üniversitesi Fen Fakültesi, o dönemde devrimci-komünist militanların işgali altındaydı. Geri adım atmaktansa, ilim yuvalarının karanlığa teslim oluşuna karşı durmayı seçti. Bu işgal altında eğitimini sürdürememek, onu davasından döndürmedi; aksine Buca Eğitim Enstitüsü’nde mücadelesine devam ederken, bir yandan da Van Ülkü Ocakları Derneği’nin kurucuları arasında yer aldı ve Bornova Ülkü Ocakları Başkanlığı gibi kritik bir görev üstlendi. O, sadece bir öğrenci değil, cephedeki bir komutandı. Cesareti ve adanmışlığı sayesinde, davanın lideri Başbuğ Alparslan Türkeş’in yakın çalışma grubunda yer alma onuruna erişti.
SON SABAHA UZANAN KUTLU ADIM
Takvimler, 21 Mart 1977 sabahına yaklaşırken, Suat Kürşat hayatının en kutsal eylemini gerçekleştirmek üzereydi. İzmir’in karanlık ve zorlu günlerinde bile ruhunun arınmasından ödün vermeyen bu imanlı yiğit, sabah namazı için Ülkü Ocakları derneğinin bahçesine yönelmiş, abdest alma niyetindeydi.
O an, temizliği, imanı ve kararlılığı temsil eden bir kahraman, karanlığın en sinsi yüzüyle karşı karşıya kaldı. Kin ve nefretle bilenmiş devrimci-komünist militanlar, iki ayrı silahtan çıkan hain kurşunlarla onu hedef aldı. O, arınma ve teslimiyet anında vuruldu.
ŞEHADETİN EBEDİ NÖBETİ
21 Mart’ta başlayan bu karanlık eylem, bir gün sonra, 22 Mart 1977 tarihinde, Suat Kürşat’ı 27 yaşında ebediyete uğurladı. O, elinde silahla değil, kalbinde Allah aşkı ve millet sevdasıyla yola çıkmıştı. Suat Kürşat’ı şehit eden eller, sadece bir bedeni durdurabildi; ancak onun abdest için attığı o son adım, davasının ve inancının ne kadar yüce olduğunu tüm ülküdaşlarına gösteren sarsılmaz bir miras bıraktı.
Bedeni, doğduğu toprakların hasretiyle Van’a, Akköprü Mezarlığına defnedildi. İzmir’de yanan meşalesi, Van’ın toprağında huzur bulsa da, bıraktığı kahramanlık izi, Türk milletinin vicdanına kazınmıştır.
"O, bedeni toprağa verdi ama ruhu, 27 yaşında, milletin hafızasına ebedi bir nöbetçi olarak kazındı."