"Bir milletin geleceği için yarıda kalan her hayal, gök kubbede yankılanan en büyük yemindir."
KİMLİĞİ VE İDEALLERİN YÜKSELİŞİ
1950 yılında, Anadolu’nun yiğit toprağı Malatya’da açtı gözlerini dünyaya. O, sadece bir birey değil, üzerine düşen tarihi görevin farkında olan, sarsılmaz bir ruhun temsilcisiydi. Bülent Ertüzün; hayatını adadığı vatan sevdası, onu bir Türk milliyetçisi, bir ülkücü olarak cepheye çağırdı. Genç yaşından itibaren taşıdığı bu kutsal sancak, onun kader çizgisini belirlemişti.
YARIM KALAN DİPLOMA, BİTMEZ ADANMIŞLIK
Bülent Ertüzün, İstanbul Üniversitesi Yabancı Diller Yüksek Okulu’nda İngiliz Dili bölümünün son sınıf öğrencisiydi. Parlak bir gelecek, saygın bir meslek ve bireysel başarı, parmaklarının ucundaydı. Mezuniyetine sadece iki ders kalmıştı. Ancak, o dönemin çalkantılı ve fırtınalı günlerinde, bazıları için kitaplar ve dersler bekleyebilirdi; vatanın çağrısı asla ertelenemezdi. O, kişisel başarısını ikinci plana atarak, idealini en ön safta tutan kahramanlardandı.
27 ŞUBAT: KARARLILIĞIN GECESİ
İstanbul’un nefesi tutulmuştu. Takvimler 27 Şubat 1980’i gösterirken, şehrin sokaklarında sadece soğuk rüzgâr değil, karanlık bir ideolojinin tehdidi de esiyordu. Aksaray Cerrahpaşa Caddesi... Saatler 22.00’ye yaklaşmıştı. Bülent, bilmediği son durağına doğru ilerlerken, inancını susturmak isteyen hain bir pusu onu bekliyordu.
KAHRAMANLIK VE ATEŞ ÇEMBERİ
İdeallerin çatıştığı o karanlık an geldi. Komünist bir militanın namlusundan çıkan mermi yağmuru, adaleti ve millî duruşu hedef aldı. Bu, kişisel bir saldırıdan öte, Bülent’in temsil ettiği tüm değerlere karşı açılmış bir savaştı. Genç bedeni, sarsılmaz inancıyla siper oldu; ancak canice planlanmış bu yaylım ateşi onu ağır yaraladı.
Orada, Cerrahpaşa Caddesi’nde, henüz diplomayı eline alamamış genç bir ülkücü, yediği her kurşunla, uğruna savaştığı milletinin geleceğine olan bağlılığını kanıyla mühürledi. Cerrahpaşa Tıp Fakültesi Hastanesi’ne kaldırıldı; fakat verilen mücadele fayda etmedi. O son nefesini, inancının azizliğine şahitlik ederek verdi.
28 ŞUBAT: EBEDİYETİN MÜHRÜ
28 Şubat 1980 günü, şahadet haberi tüm ülkeyi yasa boğdu. Bülent Ertüzün, mezuniyetine iki ders kala, en büyük diplomasını, şehitlik makamını kazanmıştı. Uğruna kanını akıttığı değerler, onun adını ebediyete yazdı. Genç ömrü İstanbul’da son bulsa da, naaşı, doğduğu ve ruhunun beslendiği topraklara, Malatya’ya döndü. O, 28 Şubat gecesi, gençliğinin baharında, milletinin kalbine gömülerek ebedi uykusuna yattı.
"Bülent Ertüzün’ün son dersi, uğrunda can verilmedikçe hiçbir davanın ayakta kalamayacağı gerçeğiydi. Şimdi, o dersi tüm nesillere miras bırakmıştır."