"Bazı ruhlar, yeryüzünün en çetin kavgaları için yaratılır ve vazifeleri bittiğinde, arkalarında yalnızca ebedi bir iz bırakırlar."
MİLLİYETİN YÜREĞİNDEN DOĞAN YEMİN
Anadolu’nun çetin dağlarından, Karadeniz’in hırçın sularının doğduğu Rize İli’nin Çayeli ilçesinden yükselen bir yiğit sesiydi Ali Hikmet Kaşıkçı. Onun kimliği sadece bir isimden ibaret değildi; o, "Türk Milliyetçisi" ve "Ülkücü" mefkûresini ruhuna kazımış, inançlarını bir kimlikten öte, bir kader olarak benimsemişti. Henüz 1980 yılının karanlık eşiğine varılmadan, kalbini bayrağa ve millete adamıştı.
ADANMIŞLIĞIN NİŞANI: GÖĞSÜNDEKİ YILDIZ
Ali Hikmet Kaşıkçı, sadece fikirleriyle değil, resmî göreviyle de devlete olan bağlılığını ispatlayan bir kahramandı. Mesleği: Polis. İzmir Emniyet Teşkilatı saflarında, asayişin ve hukukun bekçisi olarak görev yapıyordu. O, eli silah tutan bir nefer olduğu kadar, teşkilat içindeki davasının da temsilcisiydi; Pol-Bir üyesi olarak, hem üniformasının hem de inançlarının sorumluluğunu taşıyordu. Göğsündeki yıldız, onun için taşıdığı bayrak kadar kutsaldı.
TARİHİN VURDUĞU O KARANLIK EŞİK
Takvimler, ülkenin en zorlu ve kanlı günlerini gösteriyordu. İstanbul, ideolojilerin birbirine kurşun sıktığı bir savaş alanına dönmüştü. Ali Hikmet Kaşıkçı’yı ebediyete taşıyacak olan o büyük ve çetin olay, 8 Şubat 1980 tarihinde patlak veren Tariş olaylarıydı. O, bu karmaşanın ortasına, görev bilinciyle, hiçbir tereddüt göstermeden yürüyenlerdendi. Çünkü Ali Hikmet için görev, sadece bir zorunluluk değil, kutsal bir yemin demekti.
SON VAZİFE VE YÜREĞİN ÇARPIŞMASI
O gün, 08.02.1980 tarihinde, görevini yapmakta iken, komünist militanlarla giriştiği çatışmada, inancıyla cesaretini birleştirdi. O anlar, kayda düşülmüş kuru cümlelerin ötesindeydi; o, karanlığın ve anarşinin üzerine kararlılıkla yürüyordu. Ali Hikmet Kaşıkçı, geri adım atmayan duruşuyla, hayatı pahasına bir direniş gösterdi. O mücadelenin şiddeti, onun bedenine saplanan kurşunlarla tescillendi. Yiğit polis memuru, bu çatışmadan ağır yaralı olarak ayrıldı.
EBEDİYETE UZANAN SON NEFES
Ali Hikmet Kaşıkçı, kanını vatan toprağına akıtırken, hastaneye kaldırıldı. Bir gün, sadece bir gün daha direnebildi. Ancak yazılan kader, destansı bir sonu emrediyordu. Vatan için düşülen o ağır yara, 9 Şubat 1980 tarihinde, İstanbul’da onu şehitlik mertebesine taşıdı. Görevini canıyla mühürleyen, ideallerini üniformasıyla birleştiren Ali Hikmet Kaşıkçı, o zorlu günlerin sembolü olarak tarihe geçti.
"O, sadece bir isim değil; inancıyla görevini kutsayanların, bedelini canıyla ödeyenlerin tarihe yazılmış sarsılmaz yemini oldu."