"Bazı hayatlar takvim yapraklarıyla değil, adanmış bir yüreğin destan çizgileriyle ölçülür. Serhat Turak, işte o destanın ta kendisidir."
KİMLİĞİ VE YÜREĞİNDEKİ YEMİN
O, 22 yaşında bir fidan, ancak kökleri Malatya’nın kadim toprağı Darende’de, duruşu ise çelikten bir iradeyle yoğrulmuştu. Adana’nın Seyhan ilçesi, Bahçelievler mahallesinde, henüz hayatının baharında, geleceği kucaklamaya hazırlanıyordu. Ancak Serhat Turak için "gelecek", sadece kişisel hayallerden ibaret değildi; onun kaderi, "Türk Milliyetçisi" kimliğinde yankılanan sarsılmaz bir yemine adanmıştı. O, sadece genç bir öğrenci değil, inancının bayrağını en yüksekte taşıyan Ülkücü bir neferdi.
BİR ÖĞRENCİNİN ADANMIŞ CEPHEHÂNESİ
Akademik yolculuğu, Konya Beyşehir Selçuk Üniversitesi Ali Akkanat Turizm Fakültesi’nin dördüncü sınıfında devam ederken, Serhat Turak, kürsülerden çok cepheyi seçmişti. Öğrenci kimliğinin yanına, 2,5 yıl boyunca Beyşehir Ülkü Ocakları Başkanlığı gibi ağır ve onurlu bir görevi ekledi. Beyşehir, onun için sadece bir ilçe değil, inanç uğruna verdiği mücadelenin kalesiydi. Gencecik omuzlarında taşıdığı bu yük, onun fedakârlığının ve teşkilatına olan adanmışlığının en güçlü kanıtıydı. O, yorulmak bilmeyen bir önder, bir yol göstericiydi.
KADER GÜNÜNE DOĞRU YOLCULUK
Takvimler 18 Ocak 1980’i gösterdiğinde, memleketin üzerine çöken karanlık günlerde, Serhat Turak görev başında bir neferdi. O gün, kritik kararların alındığı, ülkücü hareketin geleceğinin konuşulduğu Konya MHP İl Kongresi’ne katılmıştı. Bu bir gezi değil, kutlu bir vazifeydi. Kongreden aldığı feyz ve sorumlulukla, Beyşehir’deki yoldaşlarına ve cephehanesine geri dönme azmiyle midibüse bindi.
SON DURAK: YÜREĞİN VURULUŞU
Konya'dan Beyşehir'e uzanan o yolculuk, kahramanın son yolculuğu olacaktı. Midibüs, umutları ve kararlılığı taşıyordu. Ancak mukadderatın soğuk nefesi, tam da bu kutsal dönüş anında, bir kamyonetin çarpışmasıyla tecelli etti. O an, bir eylem, bir saldırı ya da bir çatışma anı değildi; o an, bir ülkücünün görevi başında, yoldaşlarına ulaşma gayreti içindeyken, zamansız bir vedayla rahmet-i rahmana kavuştuğu andı.
Serhat Turak, 22 yıllık kısa ancak dolu dolu yaşamını, inancının uğruna verdiği mücadelenin tam ortasında noktaladı. Şehadeti, rastgele bir kaza değil, davasına adanmışlığın bedeli olarak tarihe kazındı.
SONSUZLUĞA UĞURLANIŞ
Bir yiğit düştüğünde, vatanın her köşesi sızlar. Kahramanlar, yola çıktıkları yerden değil, ait oldukları topraklardan sonsuzluğa uğurlanırlar. Serhat Turak’ın naaşı, çok sevdiği Adana’ya, Kabasakal Mezarlığı’na getirilerek toprağa verildi. O artık, toprağa düşmüş bir tohum değil, bayraklaşan bir yemin, ülküdaşlarının kalbinde ebediyen yaşayan bir hatıradır.
"18 Ocak 1980, Serhat Turak’ın son nefesini verdiği gün değil; ülkü uğruna yapılan her yolculuğun, bir şehadet potansiyeli taşıdığını tüm nesillere fısıldayan destanın başladığı gündür."