"Yürekleri vatanın sınırıdır. Onlar düştüklerinde değil, unutulduklarında ölürler."
I. KİMLİĞİ VE BİLDİĞİ YOL
Ordu’nun yiğit coğrafyası, Gölköy-Gürgentepe, bir kahramanın doğumuna şahitlik etti. Takvimler 10 Şubat 1943’ü gösterdiğinde, NİYAZİ ULUDAĞ dünyaya geldi. O, sadece bir evlat, bir eş, bir baba olarak değil; ömrünü adadığı davanın sarsılmaz bir neferi, bir TÜRK MİLLİYETÇİSİ ve bir ÜLKÜCÜ ŞEHİT olarak tarihe geçecekti. O, fırtınalı bir çağda, inancın ve duruşun simgesi olmayı seçti.
II. BİR YÜREKTE ON EVLAT VE ADANMIŞLIK
Niyazi Uludağ, hayatını ticaretle idame ettiren bir tüccardı. Ancak onun en büyük serveti, memleketine ve ailesine olan sadakatiydi. O, bir elinde ticaretin yükünü taşırken, diğer eliyle dört erkek ve altı kız olmak üzere tam ON evlat yetiştiriyordu. Onun yüreği, vatan sevgisi ve babalık sorumluluğu arasında bölünmemiş, aksine her ikisi de tek bir inançta erimişti. O, geçimini sağlayan bir esnaf olmanın ötesinde, davasına adanmış, en zorlu şartlarda dahi ilkelerinden taviz vermeyen sarsılmaz bir kale idi.
III. GÜRGENTEPE MEYDANINDA SON ÇAY
Yıl 1980 idi; ülkenin üzerine karanlık bir gölge düşmüş, cepheler kurulmuştu. Niyazi Uludağ, inancının bedelini her an ödeyebileceğini bilerek yaşıyordu. Şehadet Günü, 12 Haziran 1980, en masum mekânda, Gürgentepe meydanında başladı. O gün, hayatın olağan akışında, dostlarla sohbet ediyor, çayını yudumluyordu. Ancak karanlık güçler, onun cesaretine ve kararlılığına tahammül edemiyordu. Kahramanlık, çoğu zaman en savunmasız anlarda sınanır. Hainlik, tam da bu olağan anda, pusu kurmuştu.
IV. 17 KURŞUNLA YAZILAN DESTAN
O, onurlu duruşuyla meydanda dimdik dururken, karanlık bir gölge yaklaştı. Tarih, bu kahpe eylemi, tutulmuş bir kiralık katilin işlediği alçak bir suikast olarak yazacaktı. Niyazi Uludağ, hiçbir taviz vermediği inancının bedelini, kahpece ve kalleşçe ödüyordu. 12 Haziran 1980’de, Gürgentepe meydanında o yüce ruh, bedeni terk etti. Fedakârlığın büyüklüğü, ihanetin şiddetiyle ölçülürdü. O kahraman vücuttan tam ON YEDİ KURŞUN çıktı. Her bir kurşun, onun canına kastetmekle kalmadı, onun davasına olan ebedi bağlılığını kanla mühürledi. O, ardında sarsılmaz bir duruş, on evlat ve milletine adanmış bir hayat bırakarak şehadete ulaştı.
"Vatan için düşen her damla kan, geleceğe atılmış sarsılmaz bir tohumdur. Niyazi Uludağ’ın sesi, Ordu dağlarında destan olarak yankılanmaya devam edecektir."