"Toprak, sadece ekilen yer değil, uğruna can verilen bir yemindir. Celil Altun, işte o yeminin destanlaşmış adıdır."
YÜREĞİN DOĞDUĞU YER: DİRENÇ VE ADANMIŞLIK
Artvin'in sarp dağlarında, Şavşat ilçesinin Karaköy Köyü’nde, 01 Şubat 1956 tarihinde, vatan sevgisiyle yoğrulmuş bir yiğit dünyaya geldi: Celil Altun. Onun kaderi, Karadeniz’in inatçı toprağıyla ve o toprağın çetin davasıyla mühürlenmişti. Mesleği, alnının teriyle kutsadığı Çiftçilikti. O, sadece toprağı süren biri değil; hayatı boyunca savunduğu Ülkü'nün dürüst, emekçi ve sarsılmaz bir neferiydi. Kısa süren 24 yıllık ömrü, bir destanın başlangıcı gibi yalın, ama bir o kadar da çelik gibi sertti.
TOPRAĞIN NAMUSUNA YÜRÜYÜŞ
Celil Altun için tarlası sadece bir geçim kaynağı değil, Anadolu’nun namusuydu. O karanlık dönemde, 1980 yılının Eylül’üne doğru ilerlerken, idealist duruşu onu hedef tahtasına yerleştirmişti. Onun mücadelesi, ne silahlarla ne de büyük sözlerleydi; onun mücadelesi, emeğiyle ve duruşuyla toprağını savunmaktı. O, yatağından kalkıp tarlasına her adım attığında, aslında memleketin huzuru için bir nöbet tutuyordu.
08 EYLÜL 1980: KARAR VE PUSU GÜNÜ
Takvimler 08 Eylül 1980’i gösterdiğinde, Artvin-Şavşat semaları alçak bir ihanete şahitlik edecekti. Devrimci-solcu-komünist militanlar, Celil Altun’un kararlılığını kırmak için en alçakça yolu seçtiler: Onun emeğini ve onurunu hedef aldılar. Kasıtlı olarak hayvanları evin yakınındaki tarlasına saldılar.
Bu eylem, sadece bir hasar verme girişimi değil, aynı zamanda Celil Altun’u pusuya çekme tuzağıydı. Toprağının çiğnenmesine asla izin vermeyecek olan kahraman, bu alçak oyunu seziyor olsa bile geri adım atmadı. Tarlasına doğru yürüdü. O an, bir çiftçinin değil, vatanının namusunu savunmaya giden bir askerin adımlarıydı.
ÇAPRAZ ATEŞİN İHANETİ VE ŞEHADET
Celil Altun, tarlasını o pis ellerden temizlemek için ilerlerken, gölgelerde bekleyen kalleşler, cesaretle yüzleşmek yerine, pusunun alçaklığını tercih ettiler. Hiçbir vicdana sığmayacak şekilde, kahramanı silahlarla çapraz ateşe aldılar.
Mertçe bir meydan okumaya izin vermeyen bu kahpe saldırı, Celil Altun’u ağır yaraladı. O, canını verdiği son nefeste dahi toprağına tutundu. Emeğini savunduğu o kutsal topraklar, 08 Eylül 1980’de, 24 yaşındaki bu yiğidin kanıyla sulandı. Celil Altun, kendi tarlasında, haklı davası uğruna hain kurşunlara karşı dimdik duruşunun bedelini ödedi ve şehadet makamına ulaştı. O, basit bir çiftçi değil; toprağını ve davasını canı pahasına savunan, unutulmaz bir kahramandır.
"Şehitlik, tarladan çıkan ürünün en kutsalıdır; zira tohumu yiğitlik, suyu ise candır."