"Bazı hayatlar takvim yapraklarıyla değil, taşıdıkları davanın ağırlığıyla ölçülür."
RİZEDEKİ YANIKDAĞ’DAN YÜKSELEN YEMİN
O, Anadolu’nun çelikten iradesini taşıyan bir isimdi: Süleyman Çolak. Rize’nin Çayeli ilçesi Yanıkdağ Köyü'nde, dağların ve yeminin sesiyle büyüdü. Daha genç yaşta, yüreğine Türk Milliyetçiliği davasının sarsılmaz neferliğini yazdı. Onun kaderi, sadece bir meslek sahibi olmak değil, aynı zamanda zorlu 1970’lerin karanlığında, ülkesi için bir ışık kaynağı olmaktı.
BİR MÜHENDİSİN YARIM KALAN HİKAYESİ VE ADANMIŞLIĞI
Süleyman Çolak, fidan gibi bir delikanlıydı; henüz 23 yaşındaydı. Hayatının baharında, ailesine ve milletine hizmet etme azmiyle doluydu. Atatürk Üniversitesi Ziraat Fakültesinden yeni mezun olmuş, geleceği inşa etmeye hazır bir Mühendisti. Mesleki başarısının yanı sıra, Türk İslam Ülküsü’nün en adanmış askerlerindendi. Dünya telaşının ötesinde bir sorumluluk taşıyordu. O, sadece yeni bir hayata değil, aynı zamanda bir eş ve minicik bir kız çocuğunun babası olmanın kutsal sorumluluğuna da sahipti. Tüm bu paha biçilmez zenginlikleri, davasının önüne geçirmeyi reddetti.
İSTANBUL’DAKİ SON BULUŞMA VE CESARET SOHBETİ
Tarih 18 Temmuz 1979’u gösteriyordu. Karanlık ve gerilimli bir dönemin tam ortasında, Süleyman Çolak, İstanbul’un Üsküdar Sultantepe mahallesinde, ülküdaşlarıyla bir aradaydı. Saatler 21.30’u işaret ederken, kahvehanenin mütevazı çatısı altında, iman dolu yürekler sadece sohbet ediyor, idealist yarınları kurmanın hayalini kuruyorlardı. Bu, ne bir çatışma ne de bir meydan okumaydı; sadece dostların ve dava arkadaşlarının bir araya gelişiydi. Ama o dönemde, bir ülkücünün bir araya gelmesi bile, hainlik için yeterli bir sebep olarak görülüyordu.
PARÇALANAN BEDENLER, EBEDİLEŞEN RUHLAR
Karanlık, kalleş bir saldırıyla o anı kana buladı. Devrimci solcu-komünist militanlar, oturan savunmasız yiğitlerin üzerine nefretlerini bir bomba ile fırlattılar. O anki dehşet ve gürültü içinde, Süleyman Çolak geri adım atmadı. Hayallerini, eşini, henüz babasına doyamamış kızını geride bırakarak, inandığı değerler uğruna son nefesini verdi. Mehmet Bulduk ülküdaşıyla birlikte, atılan o hain bombanın etkisiyle bedeni paramparça oldu. O, bedenini feda etti; ancak bu fedakârlık, sıradan bir ölüm değil, bir davanın uğruna ödenen en yüksek bedeldi.
SON İSTİRAHATGAH: MİRASIN YÜKSEKLİĞİ
23 yaşında şehadet şerbetini içen o mühendisin naaşı, büyük bir vefa borcuyla, doğduğu topraklara, Rize’deki köyüne uğurlandı. Süleyman Çolak, artık sadece bir isim değil, 1979 yılının zorlu günlerinde zulme karşı duran, ideali uğruna tüm geleceğinden vazgeçen kahramanlığın destansı bir anıtıydı.
"Onu vuran bomba bedeni durdurabilirdi, ancak hiçbir karanlık güç, bir ülkü neferinin bıraktığı ebedi ateşi söndüremezdi."