"Vatanın birliği, can pazarına döndüğü o karanlık günlerde, O'nun duruşu bir imza, son nefesi ise davasının sonsuz bir bayrağı oldu."
KİMLİĞİ VE İDEALLERE ADANIŞ
Çorum toprağının sadık bir evladıydı Osman Kara; doğduğu şehrin bağrında, milletinin geleceği için kalkan olmaya ant içmişti. O, sadece bir vatandaş değil, MHP teşkilatının davasına gönül vermiş, ülkücü ideallerin ateşini yüreğinde taşıyan bir neferdi. Mesleğinin ne olduğundan ziyade, vatanına olan adanmışlığıyla anılmayı hak eden bu kahraman, 02 Haziran 1980 tarihini, fedakârlığıyla tarihe kazıyacaktı.
VURULAN PRANGA VE BÜYÜK OYUN
Üzerinde yaşadığımız kutsal topraklar, o demlerde sinsi ve yıkıcı bir tezgâhın hedefindeydi. İşçi sınıfını dahi kandıramayan düşmanlar, yabancı gizli servislerin soğuk parmaklarıyla örülen, kahpece bir planı devreye sokmuştu. Hedef, milletin kalbiydi: Yalan ve fitne dolu propagandalarla mezhep ayrımcılığının (Alevi-Sünni çatışmasının) kazanı kaynatılıyordu. Vatanın kendi çocukları, Türklük ve İslamlık potasından devşirilerek, öz devletine düşman ediliyordu. Osman Kara, işte bu ihanet fırtınasına karşı, birliğin ve beraberliğin sarsılmaz kalesi olarak dimdik duran yiğitlerdendi. O, bu yıkımın sadece bir tesadüf değil, milletin ruhunu parçalamayı hedefleyen bilinçli bir saldırı olduğunu biliyordu.
ÇORUM'DAKİ KARA GÜN VE İHANETİN ÇEMBERİ
O gün, 02 Haziran 1980, Çorum sokaklarında fitnenin zehri akıyordu. Toplu katliamların gölgesinde sahneye sürülen, devrimci solcu-komünist militanlar, vatanın birliğini savunan yiğitleri avlamaktaydı. Osman Kara, ülküdaşı Yahya Baran ile omuz omuzaydı ki, üzerlerine 40-50 kişilik bir alçaklık sürüsü çöktü. Sayıca üstün olan bu karanlık güçler, iki kahramanı zorla alıkoyarak, ellerini ve kollarını bağladılar. Onları, Terlemezevler semtinde, insanlığın ve vicdanın terk edildiği örgüt evine götürdüler. Kahramanlar, bu andan itibaren, sadece canlarını değil, inançlarını korudukları bir ateş çemberine girmişlerdi.
ATEŞ ÇEMBERİNDE SON DİRENİŞ
O karanlık örgüt evinde, saatler süren, tasavvurun ötesinde bir vahşet sergilendi. Alçaklar, elleri kolları bağlı iki ülküdaşımıza, insafsızca işkence ettiler. Kızgın demirler, yalnızca deriyi değil, milletin vicdanını dağlıyordu. Vücutları darp ve yara bere içindeydi; ancak Osman Kara’nın ruhu, teslim olmaya direniyordu.
Vahşiliğin en üst noktasına ulaşan, gözü dönmüş bu hainler, iki yiğit ülkücünün erkeklik uzvunu kesmek gibi bir alçaklığı dahi reva gördüler. Lakin bedene yönelen her saldırı, onların davasına olan bağlılığını zerre kadar azaltmadı. Hainler bununla da yetinmeyerek, kahramanlarımızın gözlerini oydular. Osman Kara, en ağır işkenceler altında, gözlerini dahi vatana kurban ederken; bilmekteydi ki, bu sadece bir işkence değil, inancı ve duruşu nedeniyle ödenen en büyük bedeldi. Onların şehadeti, bedenin dayanma sınırını aşan bu zulüm karşısında, daha fazla direnmeyerek son nefeslerini vermeleriyle gerçekleşti. Onlar kırılmadılar, sadece bu dünyadaki görevlerini tamamlayıp ebediyete yürüdüler.
BİR BAYRAĞIN TERK EDİLİŞİ
Osman Kara ve Yahya Baran'ın mübarek naaşları, Eti Ortaokulunun arkasındaki bir inşaat alanına terk edildi. Olayı haber alıp gelen polis ekipleri dahi, karşılaştıkları vahşetin ve zulmün büyüklüğü karşısında dehşete kapılmıştı. Şehitlerimizin gördüğü eziyet, sadece bir cinayet dosyası değil, bir milletin ne denli büyük bir ihanetle karşı karşıya olduğunun kanıtıydı. Osman Kara, bedeni parçalansa dahi, ruhuyla Çorum'un üzerine bir destan gibi doğmuş, birliğe adanmış bir ömrün son mührünü vurmuştu.
"Osman Kara, bedeni Çorum toprağına emanet edilirken, çektiği her acı, bu milletin birliği ve inancı için atılmış sarsılmaz bir destan mühürü oldu."