"Bazı hayatlar takvimlerle değil, taşıdıkları idealin ağırlığıyla ölçülür; ve en büyük fedakârlık, en sade vazifeyi yerine getirirken yapılan o son yürüyüştür."
KİMLİĞİ VE İDEALLERİNİN DOĞUŞU
Anadolu’nun kadim yurdu, Osmaniye’nin Kadirli ilçesi, bir yiğit yetiştirmişti: Ülkücü Şehit Cumali Çavuşoğlu. O, saraylarda doğmadı; alnının teriyle geçinen, onuruyla yaşayan bir işçiydi. İlk ve orta öğrenimini memleketinin toprağında tamamladı. Henüz lise sıralarında iken, kuru ders kitaplarından daha fazlasını arayan yüreği, Türk milletine adanmışlığın kutlu yuvası olan Ülkü Ocaklarıyla tanıştı. Bu tanışma, onun kaderini mühürledi; artık o, sadece bir genç değil, bir davanın yılmaz neferiydi.
İDEALİN GÖÇÜ: ŞANLIURFA’DA YENİ BİR CEPHE
Cumali Çavuşoğlu’nun hayat yolculuğu, Toprak Reformu Genel Müdürlüğü’nde başlayan iş hayatıyla devam etti. Ancak o dönemin çetin rüzgârları, onu Şanlıurfa’ya savurdu. Bu tayin, coğrafi bir yer değişikliğinden öte, ülkücü hareketin en zorlu ve tehlikeli cephelerinden birine gönüllü gidişti. Şanlıurfa, 1978 yılının mayıs ayında, sadece bir şehir değil, bir iman kalesiydi.
O, bu zorlu şehirde yalnız değildi. Atatürk Mahallesi’nde (şimdiki adıyla Hızmalı Mahallesi), ideallerini ve ekmeklerini paylaştığı üç ülküdaşıyla birlikte bir yuva kurmuştu. Dört genç bozkurt, karanlığın kol gezdiği bir dönemde, birbirlerine siper olarak, vatan aşkını yüreklerinde taşıyarak direniyorlardı.
SON YÜRÜYÜŞ: 08 MAYIS 1978
Şafak sökerken bile gökyüzünün ağır olduğu o kritik gün, 08 Mayıs 1978, sıradan bir kahvaltı hazırlığıyla başladı. Sabahın erken saatleriydi; sokaklar tenhaydı ve dostları, paylaşılan o kutsal sofraya oturmak için onu bekliyordu. Cumali Çavuşoğlu’nun görevi basitti, ancak kutsaldı: Ülküdaşlarına kahvaltı için ekmek getirmek.
O gün sırtında bir zırh, elinde bir kılıç yoktu. Elinde yalnızca, zorlukla bölünüp satılan o günlerin kıymetli gıdası olan iki buçuk parça ekmek vardı. Bu ekmekler, sadece karınlarını doyurmak için değil, o zorlu yaşamın ve kardeşliğin bir sembolüydü.
PUSU VE ATEŞ ÇEMBERİNE YÜRÜYÜŞ
Cumali Çavuşoğlu, elinde hayatı taşıyan ekmeklerle eve dönerken, sokakların tenhalığı, hainliğin sessizliğiydi. Devrimci solcu-komünistlerin kurduğu pusu, bir kahramanı, en masum anında hedef almıştı.
O an, sokaklar kurşun yağmuruna tutuldu. O an, bir ülkücünün kararlılıkla dönüp ateşe yürüdüğüne mi, yoksa sadece kardeşlerinin açlığını giderme azmiyle mi ilerlediğine dair tarihe not düşülecek hiçbir söz kalmadı. O, ekmeği bırakıp kaçmadı; o, ideali uğruna fedakârlığı bir an olsun aklından çıkarmadı. Elinde ekmekler varken, hain kurşunlar bedenine saplandı. O, yere yığılıp kalırken, davasına olan sadakati ve son adımı, bir destanın başlangıcı oldu.
Mesleği işçi olan, yüreği ise vatan sevgisiyle dolu olan bu yiğit bozkurt, Şanlıurfa’nın hırçın topraklarında şehitler kervanına katıldı. Naaşı, doğduğu topraklara, Osmaniye-Kadirli’ye taşındı ve emanet edildi.
"O, sadece ekmek almaya gitmedi; o, kardeşliğin ve namusun son yükünü taşıdı. Kurşunlar bedeni durdurdu ama fedakârlığının ruhu, düştüğü o topraklara bir sancak gibi dikildi."