"Bazı hayatlar toprağa kök salmak için değil, o toprağın üstündeki bayrağa kan olmak için yaşanır."
KİMLİK: TOPRAĞIN EMANETİ
Adı, AZİZ YILMAZ. Bir isimden öte, Türk Milliyetçiliği davasının sarsılmaz adanmışlığının yeminidir. O, 01 Haziran 1977 tarihinde, Mersin topraklarının en derininden, Tarsus’un Çakırlı Köyü’nden yükselen bir ruhun temsilcisiydi. Onun kimliği sadece nüfus cüzdanında yazmazdı; doğduğu toprağın sadakatiyle, yüreğine kazınmıştı.
YAŞAMI VE ADANMIŞLIK YEMİNİ
Aziz Yılmaz, bir Çiftçi’ydi. Ellerinde nasır, yüreğinde vatan sevgisi taşırdı. Tarsus’a yerleşmiş, hayatının baharında yeni düğününü yapmıştı; mutluluğu toprağın bereketiyle yoğrulmuştu. Toprak, onun ekmeği, nefesi ve en büyük yoldaşıydı. Ancak O, sadece ekmek kazanmak için yaşamıyordu. O kutsal tarla, sadece buğday değil, ideal de yetiştirirdi. Tarladaki işini bitirir bitirmez, alın teri kurumadan, bir an bile tereddüt etmeden, davasının teşkilatına koşardı; çünkü biliyordu ki, toprağı korumanın yolu sadece çapadan geçmez.
01 HAZİRAN 1977: KARARLILIK GÜNÜ
O kara gün, 01 Haziran 1977’ydi. Memleketin kaderinin sokaklara taştığı, seçim rüzgârlarının en sert estiği bir dönemeçti. Aziz Yılmaz, sadece bir partinin değil, inancının sesini duyurmak için ülküdaşlarıyla birlikte Tarsus’un sokaklarına çıktı. Göğüslerinde taşıdıkları ruhu, Tarsus Yanimahalle Cetvelköprü denilen bölgede, MHP’nin seçim afişlerine taşıyorlardı. Bu, sadece kâğıt yapıştırmak değil, bir fikri sancağa dönüştürme, zorbalığa karşı durma eylemiydi.
SON VAZİFE VE HAİN TUZAK
Kahramanlar, cepheden geleni beklerdi. Ancak karanlık, hep gölgede kalmayı seçer. Aziz Yılmaz ve arkadaşları, inançlarının afişlerini duvara mühürlerken, CHP üyesi Kumarbaz Seyyid Araçalı denen katil ve beraberindeki gölgeler, sinsice, arkadan yaklaştı. Onlar, yüzleşmek yerine, pusu kurmayı seçtiler.
İlk darbe, en alçakça olanıydı. Hain grup, demirle, Aziz Yılmaz’ın kafasına, sırtından, savunmasız olduğu anda vurdu. O, davası uğruna dimdik duran yiğit, bu kalleş darbeyle yere yığıldı. Düştü; ama ruhu asla yenilmedi.
KAPANMAZ YARA: ŞEHADET
Düşmüş bedeni gören cani katil, öfkesini ve nefretini, bıçağını çekerek gösterdi. Aziz Yılmaz’a, yerde yatarken, defalarca bıçak sapladı. Her bıçak darbesi, sadece bir bedene değil, ülküye, adalete ve o toprağın geleceğine vurulan bir hançerdi. O yiğit ülküdaşımız, bu zalim saldırı karşısında, aşırı kan kaybından dolayı orada, Tarsus’un o köşesinde, son nefesini verdi.
O an, Aziz Yılmaz sadece bir çiftçi olmaktan çıktı; inandığı yolda, gençliğinin baharında, kanıyla destan yazarak Şehadet mertebesine yükseldi. O artık toprağını süren değil, toprağın ebedi bekçisiydi.
"O gün akan kan, 01 Haziran 1977’de Tarsus toprağına değil, sonsuzluğa atılmış bir imzadır. Aziz Yılmaz, sadece öldürülmedi; ölümsüzleşti."