"Bazı makamlar, kişinin hayatını inandığı yola adadığına dair önceden verilmiş bir yemindir. Ali Köleoğlu, şehit olmayı peşinen kabul etmiş bir yiğitti."
BİR MİLLETİN ADANMIŞ RUHU
UŞAK topraklarında gözlerini açan, ömrünü Türk milliyetçiliğine vakfeden bir neferdi o. Muhasebeciydi; sayılarla uğraşıyordu ama defterlerindeki en büyük kayıt, millete olan sadakatiydi. Adı: ALİ KÖLEOĞLU. Onun kaderi, sadece bir yaşam öyküsü değil, karanlık bir dönemin destansı mücadelesinin ta kendisiydi.
ATEŞTEN GÖMLEK: UŞAK İL BAŞKANLIĞI
O yıllar, cesaretin bedelinin kanla ödendiği, tehditlerin havada uçuştuğu zorlu zamanlardı. İl ve İlçe Başkanlarının bir bir vurulduğu bu amansız süreçte, Ali Köleoğlu, Uşak MHP İl Başkanı makamına talip oldu. Bu, bir makam değil, şehitliği peşinen kabul etmek, ölüme meydan okumaktı. Her nefeste tehditleri hissetse de, davasından geri adım atmadı. Duruşu, Uşak’ın sarsılmaz kalesi oldu.
GÖNDERİLEN KALKAN VE SON VAZİFE
Hayatının tehlikede olduğunu bilen teşkilatı ve devlet, onu yalnız bırakmadı. İki fedakar Ülkü Ocağı mensubu ve bir polis koruması, onun çevresinde bir kalkan oluşturuyordu. Ancak 28 Nisan 1980 günü, kader anı geldi çattı.
O gün, vatan görevi ve mesleki sorumlulukları nedeniyle işleri uzamıştı. Gecenin ilerleyen saatlerinde, kendisini bekleyen koruma polisine karşı duyduğu insani merhamet, o kahramanın en büyük zaafı oldu. Onu daha fazla bekletmek istemedi. Kendi hayatını koruyacak olan kalkanı, bir nezaket eylemiyle geri gönderdi.
Oysa pusu kuran devrimci solcu-komünist unsurlar, bu anı bekliyordu. Korumanın ayrıldığını gördükleri o kritik saniyede, Ali Köleoğlu’nun muhasebe bürosuna karanlık bir baskın düzenlediler.
MÜCADELE MASASINDA DÜŞÜŞ
Ali Köleoğlu, davasının geleceği için masasının başında çalışırken, hain kurşunlar tarafından ağır yaralandı. O, ofisinde bile sırtını düşmana dönmedi; düşman ise ancak o yalnız kaldığında saldırma cüretini gösterebildi.
Silah sesleri yankılanırken, komşuları ve dava arkadaşları hemen yetişti. Kanlar içinde kalan kahraman, Ege Üniversitesi Tıp Fakültesi hastanesine yetiştirildi. Hayatının en zorlu mücadelesini bu kez hastane odasında veriyordu.
BİR İHMALİN GÖLGESİNDE ŞEHADET
Ancak kader, ona düşman kurşunundan daha ağır bir darbe hazırlamıştı.
Ali Köleoğlu, şeker hastasıydı. Hekimler bu hayati bilgi konusunda uyarılmıştı; zira bu bilgi, uygulanacak tedavinin seyrini değiştirecekti. Fakat ne yazık ki, uyarı ciddiye alınmadı ve yanlış ilaç uygulaması yapıldı.
O, ne kurşunların soğukluğuna ne de tehditlerin ağırlığına yenildi. O, son nefesini, yapılan bir hatanın sonucu olarak, davasına olan adanmışlığın en trajik bedeliyle verdi. Ali Köleoğlu, 28 Nisan 1980’de Uşak’tan yükselen, unutulmaz bir yiğitlik destanına imza atarak Hakk’a yürüdü.
"Ali Köleoğlu, sadece bedeniyle değil, son merhamet anıyla bile fedakarlığın ne olduğunu öğretti. Adı, o karanlık günlerin üzerine yazılmış, asla silinmeyecek bir onur mührüdür."