"Bazı ruhlar, sıradan bir hayatın gölgesinde bile, milletin kaderi için destan yazmaya çağrılır."
KİMLİĞİN EBEDİ BEYANNAMESİ
O, sadece bir isim değildi; o, bir duruşun, bir inancın Samsun toprağında kök salmış sembolüydü. Adı Fevzi Bayram. Doğduğu şehir olan Samsun’un ruhunu taşıyan, ideallerini hayatının merkezine koymuş bir Türk Milliyetçisi, yüreği vatan sevgisiyle dağlanmış bir Ülkücü Şehit. Onun kimliği, makam ve mevkiden bağımsız olarak, davasına adanmışlığın en yüksek vurgusuydu.
MİLLETİN YÜREĞİNDEKİ SESSİZ NÖBET
Fevzi Bayram, sıradanlığın perdesi ardında gizlenmiş bir kahramandı. Cephesi, ordularla çevrili siperler değil, Samsun İlyasköy Mahallesi'ndeki kendi ekmek teknesiydi. Mesleği, alnının teriyle geçimini temin ettiği bakkallıktı. O, dükkânının kepengini her açışında, sadece müşterilerine hizmet etmiyor, aynı zamanda milli duruşun ve dürüst esnaflığın sarsılmaz kalesini ayakta tutuyordu. O karanlık yıllarda, Anadolu’nun her köşesi bir mücadele meydanına dönmüşken, Fevzi Bayram’ın bakkalı, inancın ve sağlam karakterin sessiz nöbet yeriydi.
KARANLIĞIN ÇÖKTÜĞÜ ZAMAN: 28 NİSAN 1980
Takvim yaprakları, ülkenin üzerine gölgelerin en yoğun düştüğü bir günü, 28 Nisan 1980’i gösteriyordu. Gün batmış, hürriyet düşmanları pusularını kurmuştu. Saatler 20.45’i vurduğunda, inandığı değerlerin düşmanı olan komünist militanlar, Fevzi Bayram'ın işyerine, hayatını idame ettirdiği o mütevazı mabede baskın düzenlediler.
Bu, bir hırsızlık girişimi değildi; bu, bir imanın susturulma, bir bayrağın indirilme girişimiydi.
SON DURUŞ VE EBEDİ MÜHÜR
O an, Fevzi Bayram’ın önünde iki yol vardı: Geri çekilmek ya da teslim olmamak. Bir Türk Milliyetçisinin ruhu, gerilemeyi kabul etmedi. Hain eller, milli vicdanın sesi olan Fevzi Bayram’a yöneldi. O küçücük dükkân, bir anda kahramanlık destanının yazıldığı en büyük meydan oldu.
Kurşunlar, inanç uğruna bedeni hedef aldığında, Fevzi Bayram sadece canını vermedi; o, 28 Nisan 1980 gecesi, Samsun’da şehadet şerbetini içerek, adını vatanın ebedi hafızasına altın harflerle yazdırdı. Onun hayatı, sıradan bir esnafın dahi, gerektiğinde milletinin bekası için en büyük fedakârlığı tereddütsüz yapabileceğinin destansı kanıtıydı. O düştü, ama duruşu asla yere düşmedi.
"Unutulmasın ki, vatan, sadece savaş meydanlarında değil; ekmek teknesinde, kararlılıkla atılan her adımda şehit kanıyla yoğrulur."