"Her sabah, karanlığın üzerine yürüyerek, geleceği inşa etmeye giden bir öğretmenin ayak izleri, en büyük kahramanlık destanımızdır."
ATEŞTEN ÇEMBERDE BİR ADANMIŞLIK
Adnan Baydilli... Bu isim, 27 Nisan 1979 tarihinde, sadece bir hayatın sona erişini değil, bir idealin ebediyete yükselişini temsil eder. Daha ömrünün baharında, henüz yirmi sekiz yaşındayken, vatan sevgisini en kutsal görevle birleştirmiş bir kahramandı o. Elazığ’ın yiğit toprağı Sivrice Kazası’na bağlı Kürk köyünde doğmuştu; kaderi de, mücadelesi de bu topraklara bağlıydı.
Diyarbakır Eğitim Enstitüsü’nden mezun olduğunda, elinde taşıdığı diploma sadece bir mesleğin değil, ülküye adanmışlığın nişanıydı. Evli ve iki fidanın babasıydı; yuvasının sıcaklığını, milletinin geleceğine duyduğu sorumlulukla dengelemişti. O, sadece bir öğretmen değildi; Elazığ Devrim Ortaokulu Müdürü olarak, çatışmaların ortasında, irfan meşalesini öğrencilerine taşıyan bir önderdi. Ailece taşıdıkları Türk Milliyetçiliği sancağı ve ÜLKÜ-BİR mensubiyeti, onun hayat yolunu ve duruşunu belirlemişti.
ELÂZIĞ’DA YANAN MEŞALE
1979 yılı, memleketin üzerine çöken ideolojik bir karabulutun en yoğun olduğu dönemdi. Adnan Baydillli, bu zorlu coğrafyada, doğduğu topraklarda hizmet etmeyi seçti. Bilirdi ki, ülkücü kimliği, onu karanlık güçlerin hedefi haline getiriyordu. Ancak o, makamını ve görevini, korkunun üstüne çıkaran bir cesaretle yerine getiriyordu. Onun her dersi, her idareci kararı, sadece müfredatın değil, milli şuurun da bir dersiydi. Elazığ’ın kalbinde, baskıya ve tehditlere rağmen dimdik duran, geleceğe inanan bir meşale gibi yanıyordu.
GÖREVE GİDEN SON YOLCULUK (27 NİSAN 1979)
Takvimler, kaderin yazıldığı o karanlık 27 Nisan gününü gösteriyordu. Adnan Baydilli, o sabah, Olgunlar mahallesindeki evinden çıktı. Ayakları, kutsal bir vazifeyi yerine getirmek üzere, görev yaptığı okula doğru ilerliyordu. Bu, rutin bir yürüyüş değil; göreve, ideale ve nihayetinde şehadete doğru atılan, kahramanlığın son adımlarıydı.
Ancak, pusular kurulmuştu. Onun sadece bir öğretmen olmadığını, davasından asla taviz vermeyen bir Türk Milliyetçisi olduğunu bilenler, yolu kesmişti. Adnan Baydilli’nin dürüstlüğü ve duruşu, devrimci solcu-komünist militanların karanlık zihinlerinde nefretin hedefine oturmuştu.
ZULME KARŞI DİK DURUŞ VE ŞEHADET
Okul yolunda, görevine yürürken, hain bir pusu ile karşı karşıya kaldı. Eli silahlı militanlar, geleceği aydınlatan bir öğretmenin ışığını söndürmeye karar vermişlerdi. Kurşunlar, kalbindeki vatan sevgisinden güç alan bu aziz ülküdaşımızı hedef aldı.
Adnan Baydilli, inandığı değerler uğruna, görev yerine giderken, zulme ve düşmanlığa karşı vücudunu siper ederek düştü. O, kuru bir cinayet olayının kurbanı değil; vatanın bekası için canını feda eden, idealleri uğruna şehit edilen, 28 yaşındaki bir fedakârlık abidesiydi. Elazığ’ın kutsal toprağı, bir kez daha, bir kahramanın kanıyla sulanmış, onun son nefesi, memleketin vicdanına kazınmıştır.
"Yirmi sekiz baharında, iki çocuğun yetimliğinde, bir milletin vicdanına yazılan bu destan; ülküye adanmış bir ömrün son, en onurlu imzasıdır."