"Bazı hayatlar, sadece tarihin değil, bir milletin vicdanının da mihenk taşıdır. Said Delioğlu’nun adı, işte o sarsılmaz imanın ta kendisidir."
GAZİANTEP'İN YİĞİT EVLADI
O, sıradanlığın perdesi ardına gizlenmiş büyük bir ruhtu. Adı Said Delioğlu. Doğduğu topraklar, kadim Gaziantep’in çetin duruşlu Araban ilçesiydi. Ne bir askerdi, ne de bir devlet adamı; o, hayatın tam ortasında, çarşının ve pazarın sesini taşıyan bir ESNAF idi. Fakat omuzlarında taşıdığı yük, sadece dükkânının sorumluluğu değildi. O, hayatını adadığı sancağın gölgesinde, TÜRK MİLLİYETÇİSİ VE ÜLKÜCÜ kimliğiyle, zorlu bir dönemin en çetin cephesinde duruyordu.
ADANMIŞ BİR HAYAT VE SONSUZ SORUMLULUK
Said Delioğlu, sadece bir idealin fedaisi değildi; o, aynı zamanda bir ocağın direğiydi. EVLİ VE BEŞ ÇOCUK BABASI olmak, hele ki 1980 yılının karanlığında, korkuyu değil, daha büyük bir kararlılığı gerektiriyordu. Ailesinin sıcaklığını sırtında taşıyan bu yüce gönüllü adam, inancının gereği olan tehlikeyi bilerek kucakladı. O, çocuklarının geleceği için mücadele ederken, aynı zamanda tüm milletinin bekası için de bir nöbet tutuyordu. Onun için meslek, sadece geçim kaynağı değil, davasına hizmet ettiği bir mevzi idi.
KADERİN YAZILDIĞI SON MASA
Takvimler, 27 Nisan 1980’i gösteriyordu. Araban ilçesi, Besni Caddesi üzerinde, sıradan bir kahvehanenin mütevazı atmosferi, kahramanlığın yazılacağı son sahne olacaktı. Belki yorgunluğunu atmak, belki yoldaşlarıyla bir nefes almak için oturduğu o yer, vatanın tehlikeye düştüğü anlarda bile davasından dönmeyenlerin sığınağıydı.
Ancak karanlık pusuyu kurmuştu. O gün, Said Delioğlu’nun duruşu, vicdanı ve inancı, bölücü militanların hedefi haline geldi. Kahpelik, kalleşlik ve ihanet, masum bir dinlenme anını kanla mühürlemek için harekete geçti.
ŞEHADET ANINA YÜRÜYÜŞ
Detaylar, o anki dehşetin ve kahramanlığın tam olarak ne denli şiddetli yaşandığını anlatamaz. Tarih sadece o anı kuru bir cümleyle kaydetti: "Bölücü militanlar tarafından vurularak şehit edildi."
Ancak biliyoruz ki; o esnaf, o beş çocuk babası, o ülkücü duruş sahibi Said Delioğlu, kendisine uzanan namlunun gölgesinde bile eğilmedi. O, orada oturarak bile bir direniş sergiliyordu. Atılan kurşunlar, sadece bir bedeni değil, o dönemde yıkılmak istenen milli iradenin sarsılmazlığına olan inancı hedef aldı. Ama Said Delioğlu, son nefesinde bile ülküdaşlarına ve milletine bir miras bıraktı: Adanmışlığın bedeli bazen en yüksek fedakârlıktır.
Onun ruhu, kanının döküldüğü Gaziantep topraklarında, 27 Nisan 1980 günü semalara yükseldi. Geride bıraktığı beş yetim, eşi ve davası, onun destansı mücadelesinin sessiz şahitleri oldu.
SONSUZLUĞA UĞURLANIŞ
Yiğit Said Delioğlu’nun bedeni, son istirahatgâhı olan Asri Mezarlık’ta toprağa verildi. O artık sadece bir esnaf değil, inanç uğruna hayatını feda eden büyük bir millet kahramanıydı. Onun adı, mücadele ettiği toprakların derinliklerine kazınmış, ödediği bedel ise milletinin yüreğinde bir destana dönüşmüştür.
"Vurulmak, bir son değildir; o, şehitler için ebedi bir başlangıç, dava için ise yeni bir yemin demektir. Said Delioğlu bu yemini kanıyla mühürlemiştir."