"Yüreklerinde taşıdıkları büyük sevda, onları karanlığın en keskin anında bile yıldız yapan bir mühürdü."
KİMLİĞİ VE EBEDİ DİRENİŞİ
O, Hatay’ın yiğit sinesinden doğmuştu; toprağıyla, rüzgârıyla hemhâl olan bir vatan evladıydı. Doğum yeri İskenderun, kaderinin de yazıldığı yer olacaktı. Adı Ahmet Hamdi İlkel’di. O, sadece bir vatandaş değil, inancının ve kararlılığının simgesi olan bir Türk Milliyetçisi, Ülkücü bir Şehitti. 1980 yılının o zorlu günlerinde, 34 yıllık kısa ömrüne büyük bir duruşun onurunu sığdırmıştı.
SESSİZ EMEK VE VAZGEÇİLMEZ DAVA
Ahmet Hamdi İlkel, hayatını alın teriyle yoğuran, mütevazı bir kahramandı. Mesleği kunduracılıktı; elleriyle emeği şekillendirir, ailesinin rızkını bu onurlu yoldan kazanırdı. İskenderun’un Kurtuluş Mahallesinde ikamet ediyor, günlük hayatın zorluklarını fedakârca omuzluyordu.
Evliydi. Üç evladına bırakacağı en büyük miras, babalarının sağlam karakteri ve vatan sevgisiydi. O, bir yandan ailesini koruyup gözetirken, diğer yandan gönlünde taşıdığı ülkü davasından zerre taviz vermeyen, inancıyla dimdik ayakta duran bir kale gibiydi. O’nun kahramanlığı, cephede değil, gündelik hayatın tam ortasında, doğru bildiği yoldan dönmeyişinde gizliydi.
SON RAMAZAN AKŞAMINA DOĞRU
Takvimler 25 Nisan 1980 Cuma gününü gösteriyordu. Mübarek Ramazan ayı, rahmetin ve huzurun gölgelendiği müstesna bir zamandı. Gün boyu oruç tutmuş, çalışmış, alın teri dökmüştü. Artık işi bitmiş, iftar sofrasının sıcaklığına, üç çocuğunun ve eşinin yanına doğru adım adım ilerliyordu.
Bu, bir neferin yuvasına doğru yaptığı en masum ve en kutsal yürüyüştü. O, elinde ekmeği, yüreğinde vatan aşkıyla yürürken; kinin ve korkaklığın temsilcileri, sokağın karanlık kuytularında son nefesi için pusu kurmuştu.
KAHPE PUSU VE ŞEHADET
Ahmet Hamdi İlkel, tam da ikamet ettiği Kurtuluş Mahallesindeki o son sokağa girdiğinde, kaderiyle yüzleşti. Karanlık ve alçaklık, yiğitlikle açıkça mücadele etmeye cesaret edememişti. Dürüstlüğün ve inancın karşısına ancak kalleş bir pusu ile çıkabildiler.
Ramazan iftarının huzurunun yaklaştığı o anlarda, hain kurşunlar onu hedef aldı. Ülküdaşımızın başına sıkılan o kurşunlar, sadece bir Kunduracıyı değil, bir dönemin adanmış ruhunu hedef almıştı. Ahmet Hamdi İlkel, evine atacağı son adımda şehadete yürüdü. 25 Nisan 1980 günü, kunduracının tezgahından çıkan bir yiğit, Hatay-İskenderun sokaklarında davasının kurbanı oldu.
Kahramanlığı, davasının büyüklüğüne yakışır biçimde, son nefesini bile vatan aşkıyla vererek mühürlendi.
Cenazesi, İskenderun’da Karaağaç mezarlığının serin toprağına tevdi edildi. O, bedeniyle toprağın altına girse de, adı ve fedakârlığı, Türk Milliyetçiliği destanının en onurlu sayfasına yazılan ebedi bir imzaya dönüştü.
"Bazı ölümler, sadece bir son değil; ardında duruşu, cesareti ve bir milletin geleceğini aydınlatan bir meşale bırakır."