"Beden fâniydi, ancak inanç ebedîydi. O, en karanlık gecede dahi milletinin sancağını yere düşürmemeyi seçti."
KİMLİĞİ VE İDEALLERİN ADAMI
Bazı kahramanların destanı, kılıç sesleriyle değil, yüreklerinin attığı davaya olan sarsılmaz sadakatle yazılır. O, omuzlarında büyük bir yük taşıyan sade bir Türk Milliyetçisi, davasına adanmış bir Ülkücü Şehit, Tahsin Keskiner’di. Nerede doğduğu, kaderinin çizgisini belirleyen bir detaydan öte, nasıl yaşadığı ve hangi değerler uğruna son nefesini verdiği önemliydi. O, hayatının her anını adadığı yüce ideal için, henüz ömrünün baharında büyük bir bedel ödeyeceğinden habersiz, Ankara’nın kalbinde dimdik duruyordu.
ANKARA’NIN NEFERİ, HALKIN ESNAFI
Tahsin Keskiner, Ankara’nın Keçiören ilçesine bağlı Etlik semti Ayvalı mahallesinin gürültüsüz kahramanıydı. Mesleği basitti: Bir esnaftı; eliyle kazanan, alnının teriyle geçinen bir manav. Tezgahının başında dururken, sadece meyve sebze satmıyordu; o, mahallesindeki insanların güvenini temsil ediyor, ülkücü kimliğini günlük yaşamının dürüstlüğüyle harmanlıyordu. O, cephede üniformayla değil, hayatın içinde kararlılığıyla mücadele eden bir neferdi. Ayvalı Mahallesi, onun sadece evi değil, aynı zamanda inanç ve dürüstlüğün temsil edildiği bir kale gibiydi.
25 NİSAN 1980: İHANETİN PUSUYA DÖNÜŞTÜĞÜ AN
Takvimler, 25 Nisan 1980 Cuma akşamını gösteriyordu. Ankara’nın üzerine çöken siyasi karanlık, o gece Etlik semtinde kana bulanacaktı. Saat 20.30 sıralarında, vicdanlarını kaybetmiş komünist militanlar, bir baskın düzenleyerek mahallenin üzerine bir korku ve ölüm gölgesi saldılar. Hedeflerinde, sadece Tahsin Keskiner’in bedeni değil, onun temsil ettiği Türk Milliyetçiliği ruhu vardı.
Tahsin Keskiner, inançları uğruna tehditlerle yaşamayı öğrenmişti; fakat o gece kurşunlar, karanlığın içinden gelerek hayatını hedef aldı. O, kendi davasına yürürken pusuda vurulan bir yiğitti. Hayatının son anları, bir manav tezgahının başında değil, milletine olan borcunu ödediği o son saniye içinde, kurşunların sesiyle mühürlendi.
KANA DOYMAYAN ZULÜM VE SON NEFES
Ne yazık ki, o karanlık gecenin kana doymayan komünist katilleri, sadece Tahsin Keskiner’i hedef almakla yetinmediler. Onların kini ve nefreti, Ayvalı Mahallesi’ndeki tüm Ülkücü varoluşa yönelmişti. Aynı menfur olayda, Tahsin Keskiner ile birlikte dört Ülküdaşı daha şehadet şerbetini içti: Berber Satılmış Yalçın, bir diğer Manav Mehmet Aktaş, Terzi Alaattin Ünlüsoy ve henüz berber çırağı olan Fahrettin Yücesan. Toplumsal düzenin bel kemiğini oluşturan bu beş yiğit, esnaf, sanatkar ve zanaatkar, omuz omuza, aynı idealler uğruna can verdi. İki Ülküdaşımız ise yaralanarak bu katliamdan kurtulmayı başardı.
Tahsin Keskiner’in şehadeti, tek başına bir trajediden öte, idealist bir topluluğa karşı girişilen organize bir zulmün zirvesiydi. O ve Ülküdaşları, meslekleri ne olursa olsun, vatan ve inanç uğruna canlarını feda ederek, 1980’li yılların destanlaşan direnişinin sembol isimleri arasına adlarını altın harflerle yazdırdılar.
"Onun adı, sadece bir şehadet tarihi değil, bir millete adanmışlığın Ankara’da yazılmış destanıdır. Şehitler ölmez."