"Bazı ruhlar, bahar gelmeden kışa meydan okur ve ödedikleri bedel, bir milletin ebedi alnına yazılır."
ADI VE YEMİNİ
Onun adı Fahrettin Yücesan’dı. Bir isimden çok, bir duruşun, bir inancın sarsılmaz sancağıydı. Henüz hayatının baharındayken, 25 Nisan 1980 tarihinde, Ankara semalarında yükselen kandan bayrağın kahramanı oldu. O, sadece bir birey değil; Türk Milliyetçiliği davasının, karanlığa karşı dik duran Ülkücü hareketin genç bir neferiydi. Doğduğu yerin coğrafi kaydı elimizde olmasa da, onun ruhunun doğuş yeri, bu topraklara olan ebedi adanmışlığıydı.
BİR MİLLETİN ÇIRAĞI
Mesleği, Anadolu’nun en mütevazı zanaatlarından biriydi: Esnaf/Zenaatkar. Ankara’nın Etlik Ayvalı Semti’nde, Mehtap Sokak’ın tozlu kaldırımlarında, bir berber çırağı olarak çalışıyordu. Ellerinde makas, yüreğinde vatan aşkı vardı. Sadece on yedi yaşındaydı. Gencecik omuzlarında, tıpkı binlerce ülküdaşı gibi, gelecek kaygısı değil, ideallerin ağırlığı vardı. O, henüz genç bir fidanken, vatan topraklarına sağlam kökler salanlardandı.
25 NİSAN 1980: KARANLIĞIN BASKINI
Takvim yaprakları, sıradan bir Cuma gününü, tarihin en acı sayfalarından birine çeviren o karanlık günü gösteriyordu: 25 Nisan 1980. Fahrettin, belki de dükkânında ustasına yardım ediyor, belki de sokakta yürüyor; hayatın olağan akışı içinde, ülkülerinin yükünü taşıyordu. Ancak o gün, Ayvalı Semti'nin üzerine bir gölge çöktü.
Komünist katiller, hiçbir ayrım gözetmeden, sadece inançlarından ötürü yaşayan insanlara yönelik korkunç bir baskın düzenlediler. Hedefleri, Fahrettin gibi genç fidanları ve semtin namuslu esnafını susturmaktı.
VATAN İÇİN DÜŞENLERİN ATEŞ ÇEMBERİ
O anlar, detayların kaybolduğu, yalnızca cesaretin kaldığı anlardır. Olay günü, kurşunların sesi Ayvalı’yı yırtarken, 17 yaşındaki Fahrettin Yücesan, kararlılıkla bu ateş çemberinin içine yürüdü. Nasıl bir mücadele verdiği, hangi son sözleri söylediği bilinmez; ancak tek bilinen, o karanlık ellerin kurşunlarına hedef olarak, imanından asla vazgeçmediğidir.
Fahrettin’in düştüğü o gün, fedakârlığın büyüklüğünü gösteren toplu bir destana dönüştü. Kana doymayan düşman, katliamlarına devam etti ve aynı olayda dört yiğit daha toprağa düştü: Berber Satılmış Yalçın, Manav Mehmet Aktaş, Manav Tahsin Keskiner ve Terzi Alaattin Ünlüsoy. Çarşı esnafı, vatan davasının neferleri, genç Fahrettin ile birlikte Ankara’nın o semtinde bir direniş kalesi kurmuşlardı. Baskından iki ülküdaşımız ise ağır yaralarla kurtuldu.
ŞEHADETİ VE EBEDİ NİHAİGAH
Fahrettin Yücesan, henüz on yedi yaşında, davası uğruna canını ortaya koyarak şehit edildi. Onun feda ettiği gençlik, bir ulusun geleceğine yazılan en büyük kahramanlık mektubu oldu.
Bedeni, bu uğurda dökülen tüm kanların şahidi olan Ankara Karşıyaka mezarlığına tevdi edildi. Artık o, sadece bir çırak değil; inancının bedelini canıyla ödemiş, ismi tarihin destan sayfalarına altın harflerle kazınmış bir Ülkücü Şehit’ti.
"Henüz on yedi yaşındaydı; ancak ödediği bedel, bir ulusun gelecek nesillere yazdığı yemindir ve o yemin, Karşıyaka’da sessizce uyumaktadır."