"Vatan için verilen söz, yalnızca nefes kesilene kadar değil, ebediyete kadar süren bir yemindir."
KİMLİĞİ VE YÜREĞİNDEKİ YEMİN
O, Nevşehir’in derin köklerinden, Hacıbektaş ilçesine bağlı Büyükkışla köyünün bereketli topraklarından filizlenen bir tohumdu. Adı ALAATTİN ÜNLÜSOY. Yüreğinde taşıdığı ateş, onu sıradan bir esnaf olmaktan çıkarıp, Türk Milliyetçiliğinin sarsılmaz bir neferi kılmıştı. O, Ankara’nın Keçiören semtinde, Etlik Ayvalı mahallesinde, zanaatını (terzilik) icra eden bir zenaatkar, bir dava adamıydı. Henüz hayatının baharındaydı; 30 yıllık kısa ömrüne, millete adanmış bin yıllık bir inancı sığdırmıştı. O, sadece bir birey değil, zorlu bir dönemin alnında parlayan Ülkücü bir yıldızdı.
ADANMIŞLIĞIN SON ANKARA GÜNEŞİ
25 Nisan 1980, Ankara için sadece bir tarih değil, karanlık bir vedanın başlangıcıydı. Alaattin Ünlüsoy, her günkü gibi inancıyla yaşarken, ideolojik kinin hedefi oldu. O gün, masumiyetin ve günlük hayatın simgesi olan bir berber dükkanı, alçak bir pusunun ve vahşi bir baskının sahnesi haline geldi. Gözleri dönmüş komünist militanlar, vatanın birliğini savunan bu sessiz kahramanların üzerine kurşun yağdırdılar.
BİRLİK RUHU VE KADER ORTAKLIĞI
Alaattin Ünlüsoy, o kanlı baskında yalnız değildi. O, davasının gereği olarak, hayatını ortaya koyan diğer vatan evlatlarıyla birlikte son nefesini verdi. Terzi Alaattin, o gün meslektaşlarıyla değil, ruhdaşlarıyla yan yana düştü. Berber Satılmış Yalçın, daha gencecik berber çırağı Fahrettin Yücesan, manav Mehmet Aktaş ve Tahsin Keskiner ile birlikte, bu hain saldırının kurbanı oldular. Beş farklı hayat, tek bir ideal uğruna kurban edilmişti. Bu, sadece bir saldırı değil, milletin kılcal damarlarına yapılan, alçakça bir suikasttı. Ancak onların fedakarlığı, iki ülküdaşımızın yaralanmasıyla bile sönmeyecek bir direnişin fitilini ateşledi.
ŞEHADET VE SONSUZ UĞURLANIŞ
Terzi Alaattin Ünlüsoy, 30 yaşında, Ankara sokaklarında esnaf kimliğiyle verdiği mücadelesini şehadetle taçlandırdı. O kara günde hayatı sona erdiğinde, geride bıraktığı boşluk, bir zanaatkarın tezgahından çok, bir ülkücünün sarsılmaz duruşunun mirasıydı. Duruşuyla ödediği bedelin büyüklüğü, Karşıyaka mezarlığında toprağa verilişiyle mühürlendi.
Alaattin Ünlüsoy, bir kurşunla susturulmaya çalışılan sesi, o günden sonra tüm ülkeye yayılan destansı bir çığlığa dönüştü. O, 1980 yılının zorlu koşullarında, milli şuurun nasıl bir hayat pahasına savunulduğunun en acı, en gururlu belgesidir.
"Onlar ki, otuz yıllık ömrü, millete adanmış bin yıllık destana sığdırmışlardır; isimleri kalplerimize, kahramanlıkları ise tarihin mermerine kazınmıştır."