"Birtakım insanlar, adını tarihe kanla yazarken, bazıları da sessizliğin en derininde, görevlerini namus bilerek, bir ömür adanmışlığın bedelini canlarıyla öderler."
BİR MİLLETİN KALBİNDEN DOĞAN YEMİN
O, sadece bir isim değildi; o, Manisa topraklarında kök salmış, ülkü ve adanmışlık ruhunun yaşayan timsaliydi. Türk milliyetçisi kimliğini, taşıdığı her ünvanın ve yürüdüğü her yolun üstünde bir sancak gibi taşıyan, ÜLKÜCÜ ŞEHİT OSMAN DAMYAN.
Akhisar’ın Ulucamii mahallesinde başlayan bu kutlu hayat, 25 Nisan 1980 tarihinde, bir destana dönüşmek üzere mühürlendi.
ADANMIŞLIĞIN ÇİFT NÖBETİ
Osman Damyan’ın hayatı, hizmetin ve fedakârlığın nasıl yan yana yürüyebileceğinin en saf örneğiydi. O, sadece evli ve üç çocuğun babası olarak ailesine karşı değil, aynı zamanda milletine karşı da derin bir sorumluluk taşıyordu.
Mahalle halkının güvenini üç dönem üst üste kazanmış, Ulucamii mahallesinin şerefli muhtarıydı. O, yönetim katmanında halkının sesi olurken, aynı zamanda Akhisar Belediyesine ait mezbaha hanede bekçilik yaparak da geçimini sağlıyor, ailesi için alın teri dökmekten çekinmiyordu. Gündüzleri halkın dertlerine derman olan bu yiğit yürek, geceleri ise şehrin sükûnetini koruyan adsız kahramanlardan biriydi. O’nun hayatı, iki ayrı nöbetin kararlılıkla tutulmasıydı: İdealinin ve ekmeğinin nöbeti.
25 NİSAN 1980: SON VARDİYA
O karanlık gece, 25 Nisan 1980. Saatler 03.45’i gösteriyordu. Şehir uykunun en derin dehlizindeyken, Osman Damyan, mesaisini tamamlamış, kutsal yuvasına, ailesine doğru yola çıkmıştı.
Sırtında günün yorgunluğu, ruhunda ise ülkücülüğün sarsılmaz inancı vardı. Her günkü gibi, sadık yol arkadaşı olan bisikletiyle, görev yerinden evine doğru pedal çeviriyordu. Karanlık ve sessizlik, o vatan sevdalısı bekçinin sadece evine dönüş yoluydu. Ancak bazı yollar, bir yiğit için ebedi bir makama doğru atılan son adımlara dönüşür.
KARANLIĞIN PUSUYA DÖNÜŞTÜĞÜ AN
Osman Damyan, görevini namusuyla yerine getirmiş bir babanın huzuruyla ilerlerken, ihanet, en sinsi gölgesiyle onu bekliyordu.
Karanlık, üç komünist militanın kurduğu hain bir pusunun perdesiydi. Üç kişi, tek başına ve silahsız bir şekilde, evine dönmekte olan bir bekçiyi ve bir muhtarı hedef almıştı. Bu, bir çatışma değil; doğrudan bir ideali hedef alan, vicdansız bir saldırıydı.
Saat 03.45’te, Osman Damyan, bisikletinin üzerinde, ideallerine olan sarsılmaz bağlılığının bedelini ödedi. Hain kurşunlar, onun göğsünü delip geçerken, o, sadece bedenini değil, aynı zamanda 1980’li yılların Türkiyesi’ne adanmışlığın en yüksek fedakârlığını bırakarak şehadet makamına yürüdü.
EŞSİZ MAKAMA YÜKSELİŞ
O gün, Akhisar’ın sokaklarında sadece bir muhtar değil, davasına canını feda eden bir ülkü eri ebediyete uğurlandı. Osman Damyan, doğup büyüdüğü Manisa-Akhisar topraklarında, Akhisar mezarlığına defnedilerek, üzerine yemin ettiği toprağın bağrına emanet edildi.
O’nun hayatı, bir muhtarın hizmetiyle, bir bekçinin dürüstlüğüyle ve bir ülkücünün kararlılığıyla örüldü; ve tam da bu fedakârlık üzerine, 25 Nisan 1980 tarihinde, vatanın en yüce şehitlerinden biri olarak ebedileşti.
"Bazı yiğitler, ölüme bisikletle giderler. Onların makamı, ne unvanla ne de zenginlikle ölçülür; sadece tutulan namuslu bir nöbetin ve o nöbet uğruna ödenen son nefesin büyüklüğüyle ölçülür."